banner26

05.02.2020, 00:04

İÇ DÜNYAMDA DEPREMLER

Yeni yılın ilk ayı bitti ama ben hala 2020’ye alışamadım. Önceki yıldan pek farkı yok. Her gün yine, yeni bir felakete açıyoruz gözümüzü. Yeni yıla girince (aslına bakarsanız sadecebir gün geçince) bir şeylerin değişmesini ummak ancak yaşamak için temel gereksinimler dışında bir de umuda ihtiyaç duyan biz insanlara mahsus. Yeni yıla girerken sosyal medyada bir karikatür çok paylaşıldı. Hepiniz görmüşsünüzdür. Görmeyenler için anlatayım.

Bir uzaylı biz dünyalılara bakıp “neyi kutluyor bunlar?”diye soruyordu. Diğeri de “gezegenleri yıldızlarının etrafında bir tur attı” diyordu. Aslında burada bitmesi gereken karikatüre bir replik daha eklenmişti gereksiz bulduğum. Soruyu soran uzaylı aldığı cevabı yorumluyordu.

“Sana zeki olmadıklarını söylemiştim”

Karikatüre gülmüştüm ama düşünmeden de edememiştim.

“Ne yani zekâsız olduğumuz için miydi? Basit bir doğa olayını kutlamaya çevirmemiz”

Zekâsız lığımız çok şeyin sebebiydi elbette ama bunun olamazdı. Dünyanın bir tur atışını kutlamanın, hayata tutunma sebepleri arayan insanlığın buluşlarından biri olduğunu düşünüyorum...

İzlediğim bir filmde de bir kız “bir rahimden dışarı itildiğim günü neden kutlayayım” diyerek doğum günü kutlamanın anlamsızlığına gönderme yapıyordu. Filmlerde ve karikatürlerde karşılaştığımız, her şeyi anlamsız, boş ve basit bulan, bunu yaptığı için de kendini aşmış ve moda tabirle “cool” zanneden tipler gerçek hayatın içinde de varlar.

Hayatta basit görünen şeylere anlam yükleyen insanlar zekâsız değildir. Aksine daha zekidirler. Hayata tutunmak için sebeplere ihtiyaçları olduğunu bilirler. Her insan kendince yüklediği anlamlarla hayata tutunma sebeplerini arar. Bulduklarında da diğer insanlarla paylaşır. Bulunan sebebi beğenen insanlar arttıkça, kitleler birlikte anlamlandırmaya başlar çevrede olup biteni. Kutlamak için bulunan onca gün sadece kapitalizmden değil, insanların hayatı anlamlandırma çabasından da doğmuştur.

Günümüz insanının içinde bulunduğu kronik mutsuzluk halinin bir virüs gibi yayıldığı bir zamanda yaşıyoruz. Bu zamana denk gelmiş bahtsızlardan biri olduğumdan, nicedir mücadele içerisindeyim. İnsanları yaşarken öldüren bu virüsün aşısının “umut etmekten vazgeçmemek” olduğunu biliyorum. O umudu korumak içindir verdiğim savaş.

Bu lanet virüs bana bulaşmasın diye kendimce yöntemler de buldum. Gündemdeki iç karartıcı konuları duymamazlığa geliyorum. TV izlemiyorum. Enerjimi sömüren kişilerden uzak durmaya çalışıyorum. Hayatımda sahte gördüğüm her şeyi ve herkesi uzaklaştırıyorum başarabildiğim kadar. Kendimce hayatı anlamlı kılmak içinde yazıyorum. Günümüzde pek gülemediğimizden olsa gerek geçmişten kalan ve gülümseten hikâyeleri hatırlayıp yazmaya çalışıyorum. Gündemim bu nedenle ülke gündeminden uzak. Daha iç dünyama dönük ve daha benimle ilgili.

Umudu korumak için seçtiğim yöntemler bir müddet çok da işe yaradı ya da ben öyle sandım. Görmemek, duymamak, yok saymak yapılabilir şeyler sanmıştım. “Ohh çok rahat bir yöntemmiş, ne güzel oldu” diyerek epey zaman da geçirdim.

Ama sorgulayan bir beyine sahipsen ve fark etmeyi bir defa öğrendi isen en soyutlandığını sandığın anlarda bile görmek istemediklerini gözüne sokabiliyor hayat.

Ben bu yöntemleri seçtiğimde “artık olgunum, hayat pişirdi beni, ne yapacağımı biliyorum. Hayatımın kontrolü benim elimde, ben izin vermezsem hiç kimse rahatsız edemez beni kendi dünyamda” diyordum büyük bir inançla.

Ama psikoloji bilimi öyle demiyordu. İnsanın hayata anlam katmak için buldukları dışında bir de hayata katlanmak için geliştirdiği savunma mekanizmaları olduğunu yok saymamalıydım. Savunma mekanizmalarını çoğumuz bilinç dışı kullanıyoruz. Bilimin tanımladığı çokça savunma mekanizması var. Bir tanesine de “inkar” deniyor ve Psikoloji şöyle tanımlıyor;

“Kişide kaygı meydana getiren bir gerçeğin varlığını inkâr etmesidir. Gerçekliğin acı veren yanından kaçınmaktır. Kötü haberlere ilk olarak verilen en sık tepkidir.”

Bu tanımlamayı okuduktan sonra fark ettim virüsün bana da bulaştığını. Yaptığım olgunluk değildi. Sadece gerçekliğin acı veren yanından kaçınıyordum. Ben bir yöntem falan da bulmamıştım. En kolay yolu seçmiştim. En sıradanını en sık yapılanını.

Başarılı olmuş muydum? Kaçabilmiş miydim? Bana acı veren gerçeklerden.

Öyle kolay değildi ki kendini soyutlamak. TV izlemeyerek görmeyeceğimi sandığım insan yüzlerini, sokakta reklam panolarında görmüştüm. Canımı sıkan haberler, sosyal medyada paylaşımlardan önüme çıkmıştı. Duymak istemediklerimi, dost meclislerinde sohbetin tam ortasında duymuştum. Alenen görünen ruh sömürücülerden kaçmış ama gizli ruh hastalarını hayatımın tam ortasında bulmuştum.

Bunca kaçışa rağmen yine de maruz kaldığımız kötülükten kurtulmak için Robinson’a özeniyor insan. “Düşsem ıssız bir adaya tek başıma yaşasam. Hindistan’da uzak bir tapınağa kapansam” diye düşünmekten alamıyor kendini.

Her gördüğün mutsuz insanın gülüşünden bir parça çalmasından, inanıp yanıldığın her hikâyede kırılmanın acısından, kötülük gördüğünde en derininde hissettiğin deprem etkisinden kaçmak için çokça aklımızdan geçen cümleler değil mi? Bunlar.

Ben sıkça duyuyorum virüs bulaşmış insanların birbirlerine “Ne yapmalı, nasıl devam etmeli” diye sorduğunu. Çünkü kronik mutsuzluk virüsü, kronik bir yorgunluk veriyor insana. Bu yorgunluk hissi iyice ağırlaştırıyor omuzlarda ki yükü. Bunun altında ezilen insanların, her gün daha kamburlaşmasını izliyoruz derin bir çaresizlikle. Kendilerine karşı ayaklanmasın diye insanları kitleler halinde bu kronik yorgunluğa itenlerin bile işine yaramaz bir toplum oluyoruz git gide.

Vazgeçmiş, umursamayan, safları ve savaşmayı bırakmış insanlar dolduruyor her yanı. Ve her biri benim gibi böyle reddedip korunduğunu sanarak geçiriyor günlerini. Kendi kendine söyledikleri “Herkes mutsuz olduğuna göre mutlu bir yer yok burada kalmalıyım. Herkes kötü bencil ve ruhsuz o zaman bende öyle olmalıyım. Aşk diye bir duygu yok beklemeyi bırakmalıyım. Mücadele çok anlamsız hareketsiz kalmalıyım” gibi sözlerle doğru yaptığına inandırıyorlar kendilerini.

Böylelikle birer birer unutuyoruz insan yanlarımızı. Birbirimize bakarak farkında olmadan kitleler halinde uzaklaşıyoruz insan olmaktan.

Kronik yorgunluğumuzdan olsa gerek duygu dünyamızda daha kolay yöntemler geliştiriyoruz zamanla. Mesela Çinlileri döverek ölümcül hastalıktan korunuyoruz, sosyal medyada deprem yazıp acı paylaşıyoruz. 10 TL’den kıyamet koparıp büyük soygunu görmeyerek hesap sormuş oluyoruz. Bayrak yırtana küfredip onun bayrağını yırtmakla vatan savunuyoruz.

Dedim ya gündemim başka benim. Hepimize bulaşan mutsuzluk virüsünü, corona virüsünden daha tehlikeli buluyorum. Yaşadıklarımızın içimizde yarattığı depremleri, dışımızda yaşadıklarımızdan daha yıkıcı görüyorum. Ve her birimiz her gün topyekûn bir savaşın içindeyiz. Yeni savaşlar çıkması şaşırtmıyor ki beni. Ya virüs beni de ele geçirdi. Ya da her şeye rağmen inkâr mekanizmamı çalıştırıyorum inatla.

Emin olduğum tek şey; virüse karşı aşımız olan umudu korumalıyız. Kitleler halinde ölmeye başlamadan yeniden saf ve katıksız sevgiyi bulmalıyız. Her birimiz az ya da çok maruz kaldık bu virüse. Bu nedenle tek başımıza değil hep birlikte iyileşmeye ihtiyacımız var.

Ve korunaklı yaşamak için ıssız bir adaya ya da uzaklarda bir tapınağa değil hastalıktan eser olmayan bir yere ihtiyacımız var.

Benim için yârin sol yanından gayrı gidilecek yer yok.

Tıpkı Cahit Sıtkı’nın düşündüğü yer gibi…

“Yeryüzünde bir iklim,

Bir yer var ki, sevgilim,

Düşündüğüm orası.

Bir ayva gibi olgun,

Sert ve mayhoş havası,

Tam mizacına uygun.

….

Sevgilim, buradan uzak,

Uzaklarda yaşamak,

Sevmek ve ölmek için,

Açılıp denizlere,

Bir gün gitsek mi dersin

Sana benzeyen yere.”

E hadi siz de ne duruyorsunuz?

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
sisli
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 21 44
2. Başakşehir 22 43
3. Galatasaray 22 42
4. Sivasspor 22 42
5. Alanyaspor 22 39
6. Fenerbahçe 22 38
7. Beşiktaş 22 36
8. Göztepe 21 33
9. Gaziantep FK 22 30
10. Malatyaspor 21 24
11. Gençlerbirliği 22 24
12. Denizlispor 22 24
13. Çaykur Rizespor 21 24
14. Antalyaspor 22 22
15. Konyaspor 22 20
16. Ankaragücü 22 20
17. Kasımpaşa 22 16
18. Kayserispor 22 15
Takımlar O P
1. Hatayspor 22 42
2. Erzurum BB 22 39
3. Bursaspor 22 39
4. Adana Demirspor 22 34
5. Keçiörengücü 22 32
6. Akhisar Bld.Spor 22 32
7. Menemen Belediyespor 22 32
8. Altay 22 31
9. Fatih Karagümrük 22 31
10. Ümraniye 22 29
11. Giresunspor 21 28
12. Balıkesirspor 22 28
13. İstanbulspor 21 26
14. Altınordu 22 24
15. Osmanlıspor 22 18
16. Adanaspor 22 18
17. Eskişehirspor 22 16
18. Boluspor 22 16
Takımlar O P
1. Liverpool 26 76
2. Man City 25 51
3. Leicester City 26 50
4. Chelsea 26 41
5. Tottenham 26 40
6. Sheffield United 26 39
7. M. United 26 38
8. Wolverhampton 26 36
9. Everton 26 36
10. Arsenal 26 34
11. Burnley 26 34
12. Southampton 26 31
13. Newcastle 26 31
14. Crystal Palace 26 30
15. Brighton 26 27
16. Bournemouth 26 26
17. Aston Villa 26 25
18. West Ham 25 24
19. Watford 26 24
20. Norwich City 26 18
Takımlar O P
1. Real Madrid 24 53
2. Barcelona 24 52
3. Getafe 24 42
4. Atletico Madrid 24 40
5. Sevilla 24 40
6. Villarreal 24 38
7. Valencia 24 38
8. Real Sociedad 23 37
9. Granada 24 33
10. Athletic Bilbao 24 31
11. Osasuna 24 31
12. Real Betis 24 29
13. Levante 24 29
14. Deportivo Alaves 24 27
15. Real Valladolid 24 26
16. Eibar 23 24
17. Celta de Vigo 24 21
18. Mallorca 24 21
19. Leganés 24 19
20. Espanyol 24 19