Hanım Koçyiğit
Hanım Koçyiğit
Yazar
Yazarın Makaleleri
Köpeklik Hali
Off, bu ne soğuk ya? Yorgan üzerimden kaymış olacak. Yorgan… Yorgan, yorgan nerede? Yorgan yok! Uykumun bölünmesine sinirlenerek doğruldum. Uykumu kaçırmamak için gözlerim yarı açık, yorganı aradım. O da ne? Bırak yorganı, yatak odasını;...
Geçmişe Yakılan Ağıt
Annelerinin acılarına tanıklık etmiş çocukların bakışlarında hep hüzün vardır. Ömürlerine eklense de on yıllar, kahkahaları, sevinçleri hep gölgelidir. Annelerini dayak yerken görmüş çocukların, hiç geçmeyen yaraları vardır. Ve...
İskender Savaşır’a;
Sen gittikten sonra buralara çok yağmur yağdı… Bu yazıyı son akşamında Elvan'ın balkonunda otururken dinlediğin ve hüzünlü ezgisiyle bizi bir başımıza bıraktığın Kronos Quarter ; Alim Qasımov eşliğinde yazıyorum. Hepimizin gözleri...
Parçalanmış (2)
2.Bölüm Asiye Kaynanası odunluğun kapısını açtığında eltisinin yüzü içinden çıktığı karanlık gibi kararmıştı. Üstü başı is olmuş, avurtları çökmüş, gözünün feri sönmüştü. Eltisi yılmış bedeni ile taş basamakları...
Parçalanmış (1)
1.Bölüm 'Ben deli değilim… Sadece yorgunum. Bu evin kasveti yoruyor ruhumu. Bu puslu orman, bu karanlık odalar basıyor beni…” '…” ' Bilmem mi, eserli olduğumu söyler dururlar. Çocuklarıma bakarak olmadığımı, heç bi işi...
Buğday Taneleri
Gece yarısından sonra yağan yağmur ıslatmış bütün şehri, sabaha ayazı kalmış. Erken kalktım belki yazabilirim diye. Geçen bir hafta boyunca, aylardır kullanmadığım bilgisayarı açıp, boş Word dosyasına beyhude bakmıştım. Bu sabah...
Kayboldum
Kimliksizim, dilsizim, dünsüz ve yarınsızım… Bütün yüzlerimi, bütün sıfatlarımı soyunup geldim. Hem biraz benim, hem hiç kimseyim. Heybemde sadece kelimeler, cümlelerle oynaşan virgülleri geçip noktalarda soluklanmaya geldim. Zemheri ayazları...
Eray'a
Bazı kadınlar geçer hayatından. Ve bazı adamlar tanırsın. İlk göz göze geldiğin an anlarsın, bir gün kesişecek yollarınız. Ve bu anla kalmayacak, alacağın vardır ondan, hissedersin. Sana katacakları vardır, adın gibi bilirsin… Bilirsin...
Bir yılbaşı ritüeli
Kimliksizim, dilsizim… Dünsüz ve yarınsızım. Bütün yüzlerimi, bütün sıfatlarımı soyundum. Zırhımı, kalkanımı bir kenara bırakıp geldim bu an'ın içine. Hem biraz benim, hem hiç kimseyim. Kendimi, bedenimin içinden çıkıp hayatımı...
Şehirler ve insanlar
Bazı şehirlerin ruhu vardır. Buna inanıyorum. Yaşadıklarını, nefes aldıklarını hissedersin. Bir şiirden farksız sokaklarında yürürken acıyı, hüznü, yaşanmışlığı müzik tınısında hisseder insan. Özellikle köklü bir şehir kültürüne...
Yağmasın Yağmurlar… Üşüyorum…
Bir sonbahar yazısı bu. Sokaklarda uçuşarak ayaklarımıza dolanan sararmış kuru yaprakların hüznünde, biraz kış, biraz bulutlu ve az güneşli, tam da Kasım tadında bir yazı. Kış geliyor… Hazırlanmak lazım… Kırıklarını aldırmak...
Ekmek de istiyoruz Gül de!
Kendi hayatında var olma mücadelesi veren; emeği için, özgür ve onurlu bir yaşam için direnen tüm kadınlara Kasım'a inat ışıyan güneşin sıcaklığı ile merhaba! Politik ve toplumsal konularla ilgili yazı yazmamaya yeminliydim hatırlarsanız....
Taşra Hep Hazırdır Aşka…
Uzun zamandan sonra, yine salondaki koltukta uyumaya başladım. Bu durum, kontrolü kaybetmek üzere olduğumun ilk ayak izleri anlamına geliyor benim için. Salondaki koltukta uyuyakalmanın ne demek olduğunu bilenler anlayacaktır. Sorunlar arasında...
Yazmak ya da Yazamamak Cenderesinde Bir Yazı
Saat gece yarısını çoktan geçmiş. Bu doldurduğum yedinci bardak ve yaktığım beşinci sigara. Önümde açık duran boş Word dosyasına bakmaktan kirpiklerimin dipleri yanmaya başladı. Evet, yazmak öyle ha deyince olmuyor. Sancılı bir iş....
Sürgün
Bir ölüyüm ben, Yanından geçip giden… Hiçbir yere bağlı değilim. Valinin hükümranlığında bilinmeyenim. Lüzumsuzum altın şehirlerde Ve yeşil ülkelerde… Çok oldu kovulalı Ve süslenmeyeli bir şeyle, Rüzgâr, zaman ve sesten başka…...
Affedersiniz bu aralar bir serserilik var üzerimde
Ekim gelmeden bir Eylül yazısı yazmak isterdim. Hüzünlü yağmurlara, kırgın yaprakların savrulduğu serseri sokaklara, bahardan ertelenmiş; hani, güzel bir şey olacakmış hissi veren o haylaz umut kırıntılarına dair, Zuhal Olcay ya da Fikret...
İçinden Tren Geçen Şehirler
Size de şiirsel gelmedi mi başlık? İçinden tren geçen şehirler… Bir şiirin mısrası gibi. Trenlere aman aman bayıldığım söylenemez. Ama tanımlayamadığım ayrı bir yeri var bende. Ayrılıklar, kavuşmalar, hasretler, sıla ve hüzün kavramları...
Recm mi? O ne ki?
Ortalama bir film kültürüne sahip herkes 'Soraya'yı Taşlamak”( The Stoning Of Soraya M.) filmini bilir. İzlemeyen varsa izlesin. Yıllardır arşivimde olmasına ve ısrarla başkalarına önermeme rağmen, kendim izlemekten hep kaçındım....
Sandık
Günümüzde isminin insanlar üzerindeki tılsımını yitirse de, bir zamanlar her evin en müstesna köşesinde bir sandık bulunurdu. Cevizden, sedir ağacından, maundan yapılmış köşeleri sedef kakmalı, oymalı sandıklar. Yetmişli yıllarla ışıl...
Kırlangıç ve Yalnız Adam’ın Hikâyesi
Sonbahar güneşinin haylaz sıcaklığı ile merhaba, Kendini bu şehre karşı sorumlu hisseden bir grup yürekli arkadaşın girişimi ile kurulan bu haber sitesinde dilim döndüğünce, aklım erdiğince, elimden tutan kelimeler eşliğinde burada olacağım....