İşte Şehir Hastaneleri Gerçeği

Sakarya’da 5 yıl önce dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun söz verdiği, ancak bir türlü yatırım programına alınmadığı için iktidar milletvekillerini eleştirip, yapılması için medyasıyla, STK’larıyla yalvar yakar olduğumuz Şehir Hastanesi ile ilgili gerçekler hiç de sandığımız gibi değil.

Yap-İşlet-Devret benzeri Kamu-Özel ortaklığıyla birçok ilde yaşama geçirilen Şehir Hastaneleri’nin ilk uygulamalarında yaşanan sıkıntılar, bu projenin devamı için kötü sinyal veriyor. Uygulamayı ilk hayata geçiren İngiltere’nin sağlık sistemini çökerten Şehit Hastaneleri Projesi’nin ülke ekonomisine büyük getirmesinin yanı sıra verilen sağlık hizmetlerinde de istenilen verimin alınmayacağı görülüyor.

BÜTÇE İLK 5 AYDA AŞILDI

Sağlık Bakanlığının 2019 yılı bütçesinden şehir hastanelerine ayrılan 3,7 milyar liralık kira bedeli yılın ilk 5 ayında aşılarak 3,9 milyar lira kira ödendi.

Bakanlığın 2019 yılı toplam bütçesi 48 milyar lira olarak belirlenmiş, bu bütçenin 6,2 milyar lirası şehir hastanelerinin kira ve hizmet bedeli ödemeleri için ayrılmıştı. Bu bütçeden, 3.7 milyar lira olarak ayrılan kira bedeli, ilk 5 ayda aşılarak hastanelere 3.9 milyar lira kira ödendi.

Eski Türk Tabipleri Birliği Başkanı Bayazıt İlhan, konuya ilişkin Cumhuriyet’e yaptığı değerlendirmede, bütün ikazlara ve itirazlara karşın bu finansman modelinin tercih edildiğini belirterek “Daha yılın ilk 5 ayında 2019 için bütçede tanımlanan rakamın üzerine çıkılmış durumda. Şehir hastaneleri için yapılacak ödemeler, ciddi kamu zararına yol açıyor ve bir kara delik olarak önümüzdeki 25 yıl boyunca kamuya ciddi bir borç yükü yüklüyor” demişti.

'CİDDİ BİR KARA DELİĞE DÖNÜŞECEK'

Şehir hastanelerinin, hastaneye erişimde ve hastane içindeki hizmet bakımından hastalara ciddi biçimde zorluklar çıkardığını ifade eden İlhan, şu tespitlerde bulunmuştu: “Kamuya ciddi borç yükü oluşmasından, yurttaşlarımızı, torunlarımızı dahi borçlandırdığımız böyle bir modelin hayata geçmiş olmasından üzüntü duyuyoruz. Bir an evvel bu modelden vazgeçilmesi ve kamu yararına bir sağlık hizmeti ve finansman modeline geçilmesi gerekiyor. Kapatılan hastanelerimizin yeniden açılıp sağlık hizmetine kazandırılması gerekiyor. Bu böyle devam ederse şehir hastaneleri önümüzdeki dönem ciddi bir kara deliğe dönüşecek.”

'SAĞLIĞA BÜTÇE KALMAYACAK'

“Şehir hastaneleri mevzuatına göre kira ve hizmet bedelinin hem döner sermayeden hem de genel bütçeden ödenebiliyor. Şu ana kadar döner sermayeden ödendiğine dair bir bilgi elde edemedik. Zaten döner sermayelerin gücü bu parayı ödemeye yetmez. Dolayısıyla ciddi biçimde genel bütçeye yük getirmiş durumda. Bu yük katlanarak artacak. Şu anda açılmış olan 9 şehir hastanesi daha var. Sağlık Bakanlığı 32 şehir hastanesinin açılacağını ifade ediyor. Dolayısıyla bu hastanelerin tamamı açıldığı zaman hesaplamalar öyle ki Sağlık Bakanlığının tüm bütçesinin neredeyse yüzde 65’ini götürecek ödemelerden bahsediyoruz. Bu ödemeler ortaya çıkınca Sağlık Bakanlığının şehir hastanelerinin kirasını ödemekten başka geriye elinde parası kalmayacak. Yani sağlık hizmeti için elinde bütçesi kalamayacak.”

SAĞLIK PİYSALAŞTIRILIYOR

'Ticari sır' olduğu gerekçesiyle halktan gizlenen şehir hastaneleri sözleşmelerinde, 'sözleşme bedeli' ifadesinin yer almadığı anlaşılan, değiştirilmek üzere Meclis’e taşındığı sırada, bu kez de devletin şehir hastaneleri için lira yerine dövizle kira ödediği ortaya çıkan şehir hastaneleriyle ilgili Türk Tabipler Birliği’ de bir rapor hazırladı.
Sağlığın piyasalaştırılmasına hizmet eden şehir hastanelerinin içler acısı halini gözler önüne serilen raporda, şehir hastanelerinde odağın temel insan hakkı olan sağlık değil, "kâr" olduğunu ve yetersiz personel nedeniyle ölüm oranlarında artış olabileceğini vurgulandı.

Rapora yansıyan bazı başlıklar şöyle:

BAŞHEKİMLER YETKİSİZ, ŞİRKET YÖNETİCİLERİ YETKİLİ!
-Şehir hastanelerinde iki başlılık var ve başhekimler artık yetkisiz. Yetki şirket yöneticilerine verildi ve hastanelerin yönetim anlayışı değişmeye başladı. Yeni yönetim anlayışı sağlık alanında eğitimi olmayan yöneticilerin beceriksizlikleri ve hekimlere/sağlık çalışanlarına karşı saygısız tutumları dikkat çekiyor.

-Görev tanımları sağlık hizmetlerine özgü hazırlanmamıştır ve bu durum hasta bakımını olumsuz etkilemekte.

BÖLÜMLER ARASI MESAFE HİZMETİ ENGELLİYOR
Yatak başına kapalı alan çok fazla ve bu yüzden hekim ve sağlık çalışanlarının hastane içerisinde hizmet sunmak zorunda kaldıkları mesafe ciddi oranda arttı. Bazı meslektaşlarımız 20 binden fazla adım atmak zorunda kalıyor.

Bölümler arası mesafe sağlık hizmetlerini engelliyor. Acil vakalarda telafisi zor sonuçlar doğabilir. Ayakta tedavi hastaları da mesafelerden yakınıyor; hayati tehlikesi olan hastalar, yaşlılar, engelliler ve dezavantajlı hastalar için çok önemli bir sorun teşkil ediyor. Sağlık personeli eğitimsiz ve yetersiz.

GÖZ DOKTORUNA MAVİ KOD NÖBETİ VERİLİYOR
Mavi kod nöbeti uygulamalarında kapalı alanın büyüklüğü nedeniyle sorun yaşanıyor. Bazen hasta zamanında yetişilemediğinden kaybedilebiliyor. Hekim yetersizliği nedeniyle mavi kod nöbeti göz, patoloji vs. bu alanda deneyimi olmayan hekimlere veriliyor.

Kapalı alan artıyor ama hekim ve sağlık çalışanı sayısı artmıyor. Bu durum yöneticiler ve sağlık çalışanları arasında veya sağlık çalışanlarının kendi arasında çatışma ortamına zemin hazırlıyor.

BAZI BÖLÜMLER MİMARİ PLANDA UNUTULMUŞ DURUMDA
Bazı hastanelerin tasarımı yataklı tedaviye uygun değil. Bazı bölümler mimari planlarda dahi unutulmuş. Sonradan bu bölümlere uygun olmayan ‘çözümler geliştirildi’. Hastane tasarlanırken otelcilik hizmetleri ön plana çıkartılıyor. Asansör ve yangın merdivenlerinden yoğun bakımlara ve ameliyathanelerin içine bile yanlışlıkla ilgisi olmayan kişiler girebiliyor. Sterilizasyon ve hasta/çalışan güvenliği ile ilgili sorunlar çıkabiliyor.

LABORATUVARLARDA DENEYİMSİZ PERSONEL ÇALIŞTIRILIYOR
Laboratuvar ve görüntüleme gibi şirket tarafından yürütülmeye başlanan birimlerde önemli sıkıntılar var. Temel nedeni deneyimsiz kişilerin işe alınmış olması. Ekonomik kısıtlamalar nedeniyle bazı parametreler çalışılmıyor ve hasta takip ve tedavisinde zorluklar yaşanıyor. Kıdemli laboratuvar ve radyoloji teknisyenleri kan alma gibi çok deneyim gerektirmeyen alanlarda çalışmaya zorlanıyor.

Değişen mimari tek kişilik izleme ve tedavi odalarını artırdığı halde sağlık çalışanı yeterli sayıda değil. Nöbet sayıları artıyor.

ACİL VE YOĞUN BAKIMIN YÜKÜ ÇOK FAZLA
112 ambulanslarının büyük bölümü şehir üniversitelerine yönlendiriliyor. Bu durum şehir hastanelerinin acil ve yoğun bakım servisindeki hekim ve sağlık çalışanlarının yükünü ‘üstesinden gelinemeyecek oranda’ artırıyor. Bu alanlardaki hekim ve sağlık çalışanlarının mutsuzluğu üst düzeyde. Artan nöbet sayılarına rağmen gelirlerindeki düşüş dikkat çekici.

DOKTORLARA FAZLA MESAİDE BİLE YEMEK VERİLMİYOR
Günlük mesai sürelerini aşmak zorunda kalan hekim ve sağlık çalışanlarına hastanede yemek bile verilmiyor.

Şehir hastanelerinin ‘şehir dışına’ yapılmış olması hem çalışanların hem de hastaların ulaşımını zorlaştırıyor. İcap nöbetlerinde hekimlere araç sağlanmaması hizmetleri aksatabiliyor. Aksaklık ve eksiklikleri iletme mekanizmaları işlemiyor. Yazılı iletişim yerine telefon mesajları kullanılıyor. Bu yüzden süreçlerin izlenmesi zorlaşıyor, şirket yükümlülükleri denetlenemiyor.

Doktorların hasta ve yakınlarıyla muayene sürecinde yalnız bırakılması şiddet gibi olumsuzluklara davetiye çıkartıyor.

ENFEKSİYON UZMANI EKSİK: ÖLÜMLER ARTABİLİR
Kapalı alan ve hasta sayısındaki artışa rağmen enfeksiyon hastalıkları uzmanı ve hemşire sayısının artırılmaması enfeskiyon hızlarında ve şehir hastanelerinde ölüm hızında artışa yol açabilir.

Eğitim ve Araştırma Hastanesi niteliğindeki şehir hastanelerinde asistanlara düşen iş yükü artmış, bu durum asistanların eğitimlerinde aksamaya yol açmıştır.

Bazı şehir hastanelerinde radyolojik sistemlerde veri kayıpları yaşanıyor.

Bazı şehir hastanelerinde HBYS yazılımı iyi çalışmıyor, bekleyen hasta ve hasta yakınları bu konuda hekimleri sorumlu tutuyor.

Hastaların ameliyata ve tetkiklere götürülmesi/getirilmesi için ihtiyaç duyulan taşıma personeli sayıca az.

MALZEME ALIMLARINA, MALZEMEYİ KULLANANLAR DEĞİL ŞİRKET YÖNETİCİLERİ KARAR VERİYOR
Klinik için gerekli malzeme alımları başhekimlerle değil şirket yöneticileriyle konuşulmak zorunda. Neredeyse her seferinde maliyet konusunda uzlaşılamaması hasta güvenliğini tehdit eden bir boyuta ulaştı.

Tüm vakalar şehir hastanelerine yönlendirilmeye başlandı, bu durum ilçe hastanelerini atıl duruma getirdi ve diyabet takibi ve kan transfüzyonu gibi her yerde çözümlenebilecek olgular bile şehir hastanelerine sevk ediliyor.

Hastaneye ulaşım güçlüğü kronik hastaların muayenelerini aksatıyor, kontrolünü ihmal eden birçok hasta komplikasyonlar geliştiği için acil servise başvurmak zorunda kalıyor.

Sağlık çalışanlarında olduğu kadar hastalarda da tükenmişlik ve gerilim gözleniyor. Bu durum önlenemeyen bir şiddete neden oluyor. Şehir hastaneleri iş barışını olumsuz etkilemiştir.

YANGIN MERDİVENİ KAPALI OTOPARKA AÇILIYOR
Hastanelerde gerçek anlamda merdiven yoktur. Personel 1-2 kat için bile asansör beklemek zorunda. Bazı hastanelerde yangın merdiveni kapalı otoparka açılıyor.

Teknik altyapı yetersiz ve kalitesiz, teknik personel ise yetkin değil. Yapılan işin aciliyeti ve öneminin farkında değiller. Havalandırma, iklimlendirme, bilgi-işlem, santral hizmetleri, yemek hizmetleri tam ve etkin çalışmıyor. Yardım masası uygulaması hantal ve çözümden uzak. Sonuçlanmamış sorunlar sonuçlanmış gibi gösteriliyor. Telefon ve internet erişimindeki zorluklar da hekim ve sağlık çalışanlarının yaşamını zorlaştırıyor.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol