banner26

'Kırık bir kalp' ölüme yol açabilir mi?

Partnerini kaybeden bireylerin, yaşadığı kayıpla birlikte 30 gün içerisinde atrial fibrilasyon (düzensiz kalp atışı) riski yüzde 41 artıyor. Riskin en fazla olduğu yaş grubu ise 60 yaş altı grup ve beklenmedik ölümlerde görülüyor.

SAĞLIK 12.10.2019, 18:18
'Kırık bir kalp' ölüme yol açabilir mi?

Kırık bir kalp ifadesi, size belki romantik bir film sahnesini hatırlatacaktır ya da bir kalp çiziminin porselen gibi kırıldığı bir görüntüyü. Esasında, “kırık kalp sendromu” popüler kültürde sertifikalı bir yere sahiptir ve filmlerde güçlü ve etkili bir tema olarak sıklıkla kullanılır, örneğin “The Notebook”. Peki, özellikle de duygusal karmaşa dönemlerinde varlığını hissettiğimiz “kalp kırıklığı” bir kişinin ölümüne yol açabilir mi?

Cevap elbette ki o kadar basit değil. Dolayısıyla ilk olarak biraz bilimle başlamak zorundayız. Son 20 yılda, düzensiz kalp atışı olarak bilinen atrial fibrilasyon (AF) en önemli toplumsal sağlık problemlerinden birisi olmuştur ve özellikle de batı ülkelerinde sağlık giderlerinin artmasında belirgin bir sebeptir.

Atrial fibrilasyon sorunu yaşayan bireyler, beş kat daha fazla felç geçirme riski ve iki kat daha fazla ölüm riski taşırlar. Tahminlere göre her yıl 120 bin ila 215 bin yeni vakanın tanı konulduğu Avrupa’da, 2030 yılı itibarıyla 14-17 milyon AF hastası olacak. Amerika’da ise 2010 yılında 5.2 milyon olan AF vakası yaygınlığının 2030 yılı itibarıyla 12.1 milyona çıkması bekleniyor.

Atrial fibrilasyonun tam olarak sebebi bilinmiyor ve muhtemelen de genetik ve çevresel faktörlerin etkili olduğu birden fazla bileşeni söz konusu. Vakanın seyri ise şu şekilde oluyor; önce ani bir ritm bozukluğu ile başlıyor, sonra bu bozukluk süreklilik arz etmeye başlıyor ve nihayet de kalıcı hale geliyor. Bu geçişlerin ortaya çıkması yıllar alabilir, fakat bu ilerlemedeki asıl önemli şey, hastalık ve fiziksel yorgunluktan alkol, kafein ve duygusal strese kadar çeşitli tetikleyicilerin olmasıdır.

Kayıp ve “kırık kalpler”

Peki sevilen bir kimsenin kaybının kırık bir kalple ne ilgisi var? Görünüşe göre bu iki fenomen birbiriyle bağlantılı. Open Heart’da yayımlanan bir çalışmaya göre, partnerlerden birisinin ölümü, kayıptan bir yıl sonraya kadar AF geliştirme riskini artırıyor.

Geçmişe yönelik olan bu çalışmada, Danimarka’daki hastane kayıtlarından toplanan 88 bin 612 hastanın (yüzde 19.72’si eşini kaybetmiş hastalar) verileri incelendi ve bireylerde AF tanısının ilk kez 1995 ile 2014 yılları arasında tanılandığı belirlendi. Araştırma ekibi, verileri AF hastası olmayan ve test grubuyla aynı yaş ve cinsiyetteki rastgele seçilmiş 886 bin 120 insanın yer aldığı (yüzde 19.07’si eşini kaybetmiş) bir kontrol grubu ile kıyasladılar. Öte yandan araştırmada, medeni hâl, eğitim seviyesi, deneklerin kardiyovasküler bir hastalık, diabet gibi sorunları olup olmadığı da kontrol altında tutuldu.

Araştırma sonucunda, birlikte yaşadığı ya da evlendiği partnerini kaybeden bireylerin, yaşadığı kayıpla birlikte 30 gün içerisinde AF riskinin arttığı görüldü. (Normalden yaklaşık yüzde 41 daha fazla bir risk.)

Söz konusu bu risk, kayıptan sonraki 8-14 günlük sürede normalden yüzde 90 daha fazla olarak en yüksek seviyeye çıkıyor ve bir yıldan sonra normal seviyelere doğru düzenli olarak inişe geçiyor. Riskin en fazla olduğu yaş grubu ise 60 yaş altı grup ve beklenmedik ölümlerde görülüyor. İlginç bir biçimde, ölümler bir hastalıktan kaynaklı olduğunda, kayıptan sonra partnerlerin AF riskinde bir gelişme görülmüyor.

Çalışmanın en güçlü yanlarından birisi örnekleminin genişliği ve popülasyon temelli oluşu, fakat araştırma gözlemsel bir çalışma olduğu için herhangi bir neden sonuç ilişkisi sağlayamıyor. Öte yandan yaşam stili ya da AF’ye dair aile geçmişi gibi diğer faktörler de sonuçları etkilemiş olabilir.

Eğer ki verilerde kullanılan bireylerin kalp hasarına ilişkin kan biyo-işaretleri ya da adrenalin gibi stres hormonlarına dair veriler de toplanılırsa, ya da ekokardiyografi kullanarak saptanabilen daha ciddi kalp hastalıklarının olup olmadığı da göz önünde bulundurulursa araştırma daha da geliştirilebilir.

Kırık kalbin kökleri

Son 25 yıldır elde edilen bilimsel veriler, gerçek hayatta kırık bir kalbin daha sonra kalp sorunlarına yol açabileceğini destekler nitelikte. Aynı zamanda stres temelli kardiyomiyopati ya da Takotsubo kardiyomiyopati olarak bilinen “kırık kalp sendromu” ilk olarak 1990 yılında Japonya’da tanımlandı ve giderek de gerçek bir medikal vaka olarak dünyaya yayıldı.

Burada şunu belirtmek gerekiyor ki; ekokardiyografi, kan biyo-işaretleri ve diğer deliller olmadan Danimarka’da yapılan yukarıdaki çalışmanın “kırık kalp sendromu” olup olmadığını kesin olarak söyleyemiyoruz. Ancak yukarıdaki çalışmada da kabaca bahsedildiği gibi, Takotsubo kardiyomiyopati ansızın ve beklenmedik bir biçimde başlar (hatta sağlıklı bireylerde dahi). Vakanın semptomları ise sık sık yaşanan nefes darlığı, göğüs ağrısı ve kalp krizi işareti olan anormal elektrokardiyogram gibi işaretlerdir.

Esasında, Takotsubo sendromu doktorlar tarafından görülen kalp krizi vakalarının yaklaşık yüzde 2 ila yüzde 5’ini oluşturmaktadır ve 50 yaş üstü kadınlarda daha yüksek bir görülme oranına (erkeklerde yalnızca yüzde 10) sahiptir.

İlginç olan ise Takotsubo kardiyomiyopati genellikle, sevilen bir kişinin kaybı, majör cerrahi ya da deprem gibi felaketler, yani duygusal ve fiziksel stresler tarafından tetiklenir. Takotsubo kardiyomiyopatiye sebep olan asıl mekanizma tam olarak bilinmiyor olsa da bazı deliller, kalp kasının zayıflamasında birincil sebep olan adrenalin gibi bazı stres hormonlarının aşırı salınımının olduğunu ortaya koyuyor.

Öte yandan, güçlü duygular her zaman olumsuz olmak zorunda değil, torun doğumu ya da doğum günü gibi mutlu olaylar da “mutlu kalp sendromu”nu başlatabilir.

Takotsubo kardiyomiyopatinin uzun vadede etkileri belirsiz olsa da görünüşe göre geçici ve geri dönüşü mümkün olabilir. Yine de kalplerimizin kırılabileceği kesin ve bazılarımız için bu durum oldukça tehlikeli olabilir. 

(bianet/Gürkan Akçay)

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
sisli
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 21 44
2. Başakşehir 22 43
3. Galatasaray 22 42
4. Sivasspor 22 42
5. Alanyaspor 22 39
6. Fenerbahçe 22 38
7. Beşiktaş 22 36
8. Göztepe 21 33
9. Gaziantep FK 22 30
10. Malatyaspor 21 24
11. Gençlerbirliği 22 24
12. Denizlispor 22 24
13. Çaykur Rizespor 21 24
14. Antalyaspor 22 22
15. Konyaspor 22 20
16. Ankaragücü 22 20
17. Kasımpaşa 22 16
18. Kayserispor 22 15
Takımlar O P
1. Hatayspor 22 42
2. Erzurum BB 22 39
3. Bursaspor 22 39
4. Adana Demirspor 22 34
5. Keçiörengücü 22 32
6. Akhisar Bld.Spor 22 32
7. Menemen Belediyespor 22 32
8. Altay 22 31
9. Fatih Karagümrük 22 31
10. Ümraniye 22 29
11. Giresunspor 21 28
12. Balıkesirspor 22 28
13. İstanbulspor 21 26
14. Altınordu 22 24
15. Osmanlıspor 22 18
16. Adanaspor 22 18
17. Eskişehirspor 22 16
18. Boluspor 22 16
Takımlar O P
1. Liverpool 26 76
2. Man City 25 51
3. Leicester City 26 50
4. Chelsea 26 41
5. Tottenham 26 40
6. Sheffield United 26 39
7. M. United 26 38
8. Wolverhampton 26 36
9. Everton 26 36
10. Arsenal 26 34
11. Burnley 26 34
12. Southampton 26 31
13. Newcastle 26 31
14. Crystal Palace 26 30
15. Brighton 26 27
16. Bournemouth 26 26
17. Aston Villa 26 25
18. West Ham 25 24
19. Watford 26 24
20. Norwich City 26 18
Takımlar O P
1. Real Madrid 24 53
2. Barcelona 24 52
3. Getafe 24 42
4. Atletico Madrid 24 40
5. Sevilla 24 40
6. Villarreal 24 38
7. Valencia 24 38
8. Real Sociedad 23 37
9. Granada 24 33
10. Athletic Bilbao 24 31
11. Osasuna 24 31
12. Real Betis 24 29
13. Levante 24 29
14. Deportivo Alaves 24 27
15. Real Valladolid 24 26
16. Eibar 23 24
17. Celta de Vigo 24 21
18. Mallorca 24 21
19. Leganés 24 19
20. Espanyol 24 19