nadira kadirova’nın ölümünün aydınlatılması bir vicdan meselesi değil, kadın erkek her birimizin güvenliğiyle ilgili bir konu. ama bu davaya kadınların sahip çıkması ihtimali daha fazla...

hepimizin malumu, akp iktidarı önce kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırdı, yargıyı kendisine hizmet eden bir araç haline getirdi. bu aracı geçmişteki ortağı gülen cemaati’ni ezmek ve muhalefeti hizaya sokmak için kullandı. özellikle de etkili olabileceğine inandığı sosyalistleri, kürt siyasetini ve kimi chp’lileri. birkaç haftanın özeti bile bunu gösteriyor, kck davasında yüksek cezalar çıktı, ciddi sağlık sorunları olan gazeteci ziya ataman’a 14 yıl ceza verildi, selahattin demirtaş ve figen yüksekdağ’a tutuklu oldukları davadan yeni bir tutukluluk çıkartıldı. bunlar herhangi bir tarama bile yapmadan aklıma gelenler. 

ama en az bunun kadar ciddi bir başka mesele var. gerçek suçların cezasız kalması.

aslında bu ülkede bazı insanların hukuki yaptırımlardan muaf olması yeni bir şey değil. örneğin ibrahim tatlıses, defalarca kadınlara şiddet uygulamış, şiddet uygulanmasını sağlamış ama cezasız kalmıştır. çünkü güçlü, erkek, zengin ve güçlü ilişkiler sahibidir. başka böyle çok vaka var. ama bu tür örneklerin bu dönemdeki kadar arttığını hatırlamıyorum. 

bu eğilimin hepimizi etkileyebilecek çok ciddi sonuçları olabilir. bir örnekle açıklamak istiyorum. bu hafta istanbulluların gündemine deprem oturdu. sadece onlarla kalmadı; ülkenin en fazla nüfusu barındıran şehri olduğu, çok fazla göç aldığı, burada yaşamayanların da sevdikleri bulunduğu için, biraz da “istanbul dükalığı” tabir edebileceğimiz, bu kentin ülkenin gündemini belirleme özelliğinden dolayı, bütün türkiye bunu konuştu. tabii bazı telefon operatörlerinin buradaki aksaklığı, türkiye’nin diğer ucuna taşıyabilme marifeti de bunda etkili oldu çünkü istanbul’daki deprem yüzünden örneğin diyarbakır’daki insanlar da telefonlarını kullanamadı. 

olası bir depremde “şanslı” sayacaklarımız kimler olacak? tabii ki, evi yıkılmamış olanlar. eviniz duruyor, birkaç parça eşyanızı alıp dışarı çıkabildiniz. bulursanız toplanma alanına gideceksiniz ve su, yiyecek, sağlık hizmeti gibi temel ihtiyaçlara ulaşmanın mucize olduğu bir hayata ilk adımı atacaksınız. şehrin dışına çıkabilmek de çok güç olacak. bu kaos ortamında nasıl bir suç artışı olabileceğini tahmin edebiliyorsunuz değil mi? 

1999 depreminde birçok suç işlendi, cesetlerin üstündeki mücevherler, evler yağmalandı, sahipsiz çocukların satıldığı, organ mafyasının bile çalıştığı söyleniyor. ya bugün? 

yıllardır sivil milisler oluşturulduğundan söz ediliyor. açıkçası bu haberleri çok ciddiye almamak taraftarıyım çünkü bunların muhalefeti korkutmak amacıyla yayıldığına inanıyorum. ama bir kaos anında, şu pompalı tüfeklerle falan neler yapılabileceğini düşünebiliyorsunuz değil mi? bugün cezasız kalan suçların bu konuda nasıl bir teşvik sağladığını tahmin edebiliyoruz. 

sosyal medya, eskiden gizli kalabilen olayların açığa çıkmasını sağlıyor. metin cihan gibi vatandaş gazeteciliği yapanların ya da meslekten gazeteci olanların, terim yerindeyse kelle koltukta haber yapmaları sayesinde. 

yine herhangi bir tarama yapmadan, yakın geçmişten örnekler vermek istiyorum. bunlardan çok bilinen bir tanesi rabia naz vatan’ın ölümü. seçim öncesinde, sadece geleneksel muhalif basının değil, karar gazetesinin de epeyce haber yaptığı bu olay aydınlatılmadı. seçim sonrası basının gündeminden düştü. oysa bu küçük kızın ölümünün üzerindeki şaibe, akp’ye karşı bir argüman değil, hukuka sahip çıkmanın gereğidir.

kemal kılıçdaroğlu’na saldıran ve kimliği tespit edilen osman sarıgün’ün adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına benzeyen bir başka olay gerçekleşti yakında. chp’li mücahit avcı’yı sokak ortasında döven ve ülkü ocakları’ndan oldukları yönünde ciddi alametler bulunan bir grup denetimli serbestlikle serbest bırakıldı. bu olaylarda şiddet görenler tanınmış kişiler, bir de herhangi bir ilçede kimliği kamuoyunca bilinmeyen insanlara aynı şeyin yapıldığını düşünün. yani bu ülkede muhalif dövmek serbest.  

ama tabii soruşturmasızlık örneklerinin en sonuncusu ve en önemlisi nadira kadirova’nın ölümü. bu o kadar çok yönlü bir olay ki. güçlü bir kişinin üzerindeki her türlü şüpheden kurtulabilmesi var, göçmenliğin çaresizliği, kadın olmanın çaresizliği, genç olmanın çaresizliği, geleneksel ahlak denilen ikiyüzlülüğün katilliği var, aslında bir armağan olabilecek güzelliğin, bir kadının hayatını karartabilmesi var.

bir de sorular var tabii. nadira kadirova’nın arkadaşlarının, ölümü sırasında evde bulunanların ifadeleri neden alınmadı? otopside tecavüz bulguları görüldü mü? bunlar ilk akla gelenler. daha önce ateşli silahlarla haşır neşir olmamış bir insanın kendini kalbinden vurabilmesi kolay değil. ama bu, konuyla ilgili en önemsiz ayrıntı bence. geleneksel ahlakla büyümüş genç bir kadının, bir cinsel saldırıya uğradıktan sonra, özellikle de kendisine destek olabilecek insanlardan mahrumsa, saldırıyı gerçekleştiren kişiyle aynı evde, üstelik de onun otoritesi altında yaşıyorsa, canından vazgeçebilmesi çok büyük bir ihtimal ve bu ölümün sorumlusu o saldırıyı gerçekleştirmiş olandır, bunu bilmek, tahmin etmek çok zor değil. nadira kadirova’nın ölümünün aydınlatılması bir vicdan meselesi değil, kadın erkek her birimizin güvenliğiyle ilgili bir konu. ama bu davaya kadınların sahip çıkması ihtimali daha fazla. hangi politik görüşten olursa olsun, muhafazakâr kadınlar da dahil olmak üzere, her kadının bu olayla kendi hayatı arasındaki bağı kurabileceğine inanıyorum. her ne kadar buna uygun tutum alacakları şüpheli olsa da. 

genç, çaresiz, yoksul bir kadını güçlü bir erkek karşısında toplum korumuyor ama hiç olmazsa hukuk korusun! bunu yapmayan kolluk gücü ve hukuk insanları güçlülerden korktukları kadar, kamuoyunun tepkisinden de çekinsin.

(artigercek.com'da yayınlanmıştır)