banner26

16.09.2020, 21:22 879

ÖLÜMLERDEN ÖLÜM BEĞENMEK

Bu yazıyı ilk Dalgın Sular projesi ile uğraşırken yazmıştım. Ölüm, hem çok kişisel bir sorgulama hem de dedem dışında acı kısmı ile dile gelmeyen, İskender hocamla sohbetlerimizde baş köşede oturan bir şeydi. Baş köşeye oturtup ikimizde nasıl başa çıktığımıza dair ahkamlar keserken bu konu üzerine yaz dedi bana hocam. Emir büyük yerden gelince işe koyulmuştum tabi. Nerden bilebilirdik son yılların tatsız deneyimleri ile baş köşeye koyduğumuz şeyin canımıza okuyacağını. Artık ölüm, bende tarif etmenin hem güç hem de basit çağrışımları olan bir şeyyyyyyy. Bu şey’i sayfalar dolusu uzatsam yayınlar mısın editör arkadaş? Burada kavramla ilgileneceğim, y’ler ile ilgili Hanım arkadaşla bir ara çalışacağız artık. Y’lerin hikayesi Hanım Koçyiğit’in kalemi ile anlam kazanır belki.

Bu girizgâhtan sonra, dediğim gibi ilk başta bu konuyu ele almak bende heyecan uyandırmıştı. Neler söyleyeceğimi az çok kafamda tasarlamıştım. Zaman daralıyor bense yazmayı sürekli erteleyip kaçacak bir yol arıyordum. Benim durumum da işin doğasına uygun hareket ediyordu. Tıpkı çocukların ders çalışmayı sürekli ertelemesi, bahaneler bulması, sonra sıkışmaları ve kaygı yaşamaları gibi… 

 İşimi yaparken sıkça karşılaştığım akademik sorunlarla başvuranların dile getirdiği şikayetler de bana,  daha sınav korkusu mu kaygısı mı ayrımına bile varamadığımızı düşündürdü. Sınanmak karşısında nasıl bir ruh hali yaşandığından giderek emin olamadığımızı da… Sonucun her hangi bir dersten başarısız olmak, sınıf tekrarı yapmak, üniversiteye girememekten ziyade varoluşumuzu tehdit eden bir duruma dönüştüğü bir yerdeyiz. Tıpkı aylardır dünyayı etkisi altına alan COVID-19 gibi. 

Kavramaya çalıştığım şey kişinin sınanma sonucundaki durumunu nasıl ele aldığı ve anlamaya çalıştığı. Niye önemli bu sonuçlar, hayatımıza katacağı şeyler neler? Bir üst sınıfa geçmek, üniversiteye girmek ne ifade ediyor? Kestirmeden söyleyecek olursam başarılı olmak istiyoruz. Bunu bazen kendi mutluluğumuzun anahtarına kavuşmak kimi zaman da ailemizi mutlu etmek için istiyoruz. Nedir bizi bu uğurda gayret göstermekten alıkoyan, zaman zaman felç eden, mutluluk yolculuğuna gölge düşüren, şu kaygılı, korkulu ruh halleri? 

Korku,  bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında ortaya çıkan duygu ve insanın kendini koruma davranışları sergilediği, bedende de değişimler yaratan bir durumdur. Korkunun bir öngörü ve bu öngörü sonucunda kaçma, kaçınma gibi önlem almaya yönelik tepkiler içerdiğini söyleyebiliriz. Kaygılarımıza da bazen benzer davranışsal, duygusal ve bedensel belirtiler eşlik edebilir. Çünkü her iki duyguyu da tetikleyen, bir tehlike ya da tehdit algısıdır. Ancak korku söz konusu olduğunda organizmayı alarm durumuna getirip savunma kalkanlarını harekete geçiren dışsal bir durum ya da nesneyken,  kaygıyı kışkırtan içten gelen bir tehdidin algılanmasıdır. Bu yüzden korkunun nesnesi vardır. Kaygı söz konusu olduğunda ise kendi “içimiz”, bize ait bir şey, bir tehdit halini almıştır. Bu yüzden nesnellik kazanamaz, yok ya da belirsizdir. Nesne belirsiz olduğu gibi, hedef de belirsizleşir, kaygının tehdit ettiği şey, kolumuz, bacağımız ya da başka bir gövde parçamız ya da evimiz, ocağımız, hayattaki diğer kazanımlarımızından biriyle sınırla kalmaz, varlığın bütününe doğru yayılır. O anlamda kaygı daima varoluşsaldır. Bugün de korkumuzun ayan beyan ortada olan nesnesi virüs karşısında aldığımız önlemleri düşünün. Bir de önlem olarak yaptıklarımızdan ziyade yaşadığımız ruhsal durumları. Tüm önlemleri alsak da belirsizliğin gelip bizi kuşatmasını ve kaygının sularına atmasını.

Eğer atalarımız korku denen şeyden yoksun olsalardı muhtemelen insanlık bugünü göremeyen bir canlı türü olurdu. Korku bizi dış çevreden korur; bu sayede de hayatta kalmamıza katkıda bulunur. Korkulan nesneden kaçabiliriz. Misal köpekten korkuyorsak bu tehdidi yaratabilecek her türlü durumdan uzak durmaya çalışırız. Ya da virüsten korunmak için sosyal mesafeye, hijyene dikkat ederiz. Daha da ileri gidelim sosyal izolasyona geçenlerimiz var. Her türlü dış tehditten kendini uzak tutanlar. Rahatlar mı acaba, huzurları yerinde mi? Virüsten kaçmak yarattığı duygulardan kaçmaya yeterli mi?

Peki, kaçamayacağımız, çünkü son kertede bize, içimize ait olan şey nedir? Ölüm! İşte yine soru yine cevabı; ölümden kaçamayız. Hayatta kalma dürtüsü ile güdülenen insanın temel meselesidir ölüm.  Dışsal olsun içsel olsun her tehdidin ufkunda ölümün belirsiz ama kaçınılmaz varlığını sezeriz. Ölüm belirsizdir, çünkü henüz ölmedik. Ölenlerin de bilgisinden faydalanamıyoruz, çünkü öldüler. Yani ölümün ne demek olduğunu bilemeyiz. Bilemediğimiz şey karşısında da kaygılanırız. 

Bilgi, kaygıyı azaltır. Varoluşsal kaygımızı azaltmak, onunla baş edebilmek için ölümün nasıl bir şey olabileceğine dair çoğunluğun fikir, inanış yelpazesinden kendimize uygun bilgileri seçeriz. Bu yaygın inanışların yön verdiği şekilde ölümün ne demek olduğunu kestirmeye çalışırız. Yani bilinmez, belirsiz olanı anlamlandırma çabasına girerek kaygıdan kurtulmaya çalışırız. Tabi ki bu durumdan tamamen kurtulamayız, bunun izleri yaşamımızda başka kılıklarda karşımıza çıkar. Bu varoluşsal kaygıyı kontrol edebilmek, belirsizliği belirli bir nesneye dönüştürmek için korkuyu yaratırız.  Misal, “cehennem ateşi” kavramını, kelime anlamında, harfiyyen kabul ediyorsak, ölüm, yokluk karşısında duyduğumuz kaygıyı, yanmaktan duyulan gerçekçi ve makul bir korku doğrultusunda ehlileşitirebiliriz. 

Bütün bunlardan ötürü, korku ve kaygının ne olduğu ve aralarındaki farkların neler olduğu konusundaki temel kabulleri benzeşse de, filozoflarla psikoterapistlerin kaygı karşısındaki tavırları birbirlerinden radikal bir biçimde farklılaşabiliyor. Filozoflar, kaygıda durmanın ölümün kaçınılmazlığı ve bilinmezliği karşısında benimsenebilecek biricik gerçekçi tavır olduğunda ısrar edebilirler. Bizim işimiz ise, Nazım Hikmet’in “acayip bir güç” diye nitelediği şeyin harekete geçmesine yardımcı olmaktır:

En acayip gücümüzdür,
Kahramanlıktır yaşamak:
Öleceğimizi bilip,
Öleceğimizi mutlak.

Bütün insanların ölümlü olduğu, Sokrates’in de bir insan olduğu elbette doğru; ama Sokrates’i önemli kılan, bütün insanlar gibi ölümlü olduğu değil, kendi ölümünü taşımasını mümkün kılan bir dili kurmuş olmasıydı. Psikoterapi süreçlerinin de Sokratik soruşturmaya akraba bir yönü vardır; her psikoterapi sürecinde gelinip o sınıra dayanılmasa da, insanın kendi ölümlülüğünü nasıl taşıyacağı, varoluşun temelinde yatan kaygıyı nasıl katlanır kılacağı soruları, her psikoterapi sürecinin sınırlarında kendi varlıklarını hissettirirler. 

Modern sanatta “kaygı” dendiğinde ilk akla gelen imge… Edward Munch’ın “Çığlık” tablosu; bu imgenin de gösterdiği gibi, kaygının akrabası olan ruh halleri arasında, korkunun yanısıra, tasayı da, dehşeti de sayabiliriz. 

Yorumlar (0)
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Fenerbahçe 13 29
2. Galatasaray 13 27
3. Adana Demirspor 13 24
4. Konyaspor 14 24
5. Başakşehir 13 24
6. Kayserispor 14 23
7. Trabzonspor 13 23
8. Beşiktaş 13 22
9. Alanyaspor 14 17
10. Gaziantep FK 13 16
11. Antalyaspor 12 16
12. Giresunspor 13 15
13. Kasımpaşa 13 15
14. Hatayspor 13 14
15. Karagümrük 13 13
16. Ankaragücü 13 13
17. Sivasspor 14 11
18. İstanbulspor 13 8
19. Ümraniye 13 7
Takımlar O P
1. Eyüpspor 16 37
2. Samsunspor 15 27
3. Rizespor 15 26
4. Pendikspor 15 26
5. Keçiörengücü 15 26
6. Bodrumspor 15 25
7. Boluspor 15 25
8. Manisa FK 15 24
9. Bandırmaspor 15 24
10. Sakaryaspor 16 22
11. Altay 15 21
12. Adanaspor 15 18
13. Göztepe 14 18
14. Tuzlaspor 15 16
15. Erzurumspor 15 14
16. Altınordu 15 12
17. Ö.K Yeni Malatya 15 11
18. Gençlerbirliği 15 7
19. Denizlispor 15 6
Takımlar O P
1. Arsenal 14 37
2. M.City 14 32
3. Newcastle 15 30
4. Tottenham 15 29
5. M. United 14 26
6. Liverpool 14 22
7. Brighton 14 21
8. Chelsea 14 21
9. Fulham 15 19
10. Brentford 15 19
11. Crystal Palace 14 19
12. Aston Villa 15 18
13. Leicester City 15 17
14. Bournemouth 15 16
15. Leeds United 14 15
16. West Ham United 15 14
17. Everton 15 14
18. Nottingham Forest 15 13
19. Southampton 15 12
20. Wolves 15 10
Takımlar O P
1. Barcelona 14 37
2. Real Madrid 14 35
3. Real Sociedad 14 26
4. Athletic Bilbao 14 24
5. Atletico Madrid 14 24
6. Real Betis 14 24
7. Osasuna 14 23
8. Rayo Vallecano 14 22
9. Villarreal 14 21
10. Valencia 14 19
11. Mallorca 14 19
12. Real Valladolid 14 17
13. Girona 14 16
14. Almeria 14 16
15. Getafe 14 14
16. Espanyol 14 12
17. Celta Vigo 14 12
18. Sevilla 14 11
19. Cadiz 14 11
20. Elche 14 4