banner26

08.11.2019, 14:50 130

Ücret Sendikacılığı

Ülke koşullarında CHP eleştirisi yapmak hiç keyifli değil. O kadar eleştirilecek şey varken onları yazmak istiyor insan. Fakat 2 gün önce haber sitelerine düşen bir açıklamayı hayretler içinde okudum. Sonra kongre sürecine rağmen parti içinden birileri herhalde ses çıkarır, ‘bu ne biçim açıklama’ der, gereken cevap verilir, yazmaktan kurtulurum diye düşündüm. en azından Genel merkez düzeyinde CHP’nin emek bürosu falan var mesela, Twitter’dan takip ediyoruz. İki laf ederler. Olmadı etrafımda konuşsam bu açıklamayı tasvip etmeyecek kendini solda tarif eden bir sürü CHP’li dostum var, onlar ses çıkarır. Sonra birden aklıma geldi. Dostlarımın muhakkak 'ama'ları vardır. Sorsam, ‘tasvip etmiyoruz ama’ diye başlayacaklar konuşmaya. ‘Anayasaya aykırı ama’, ‘içimiz kan ağlıyor ama’, ‘o öyle öteki de farklı mı ama’….Dostlarımın ‘ama’ sı kolay kolay tükenmez deyip, şaşkınlığımı yazmaya karar verdim. İşte beni şaşırtan sözcükler;

‘Ücret sendikacılığına karşıyız. Şu anda bizim Belediye Başkanlarımızdan fazla ücret alan işçilerimiz var. Tamam kardeşim ücretini al, grev yapacağım diyorsun... Bizi yeniden - hani Erdoğan’ın çok sık söylediği var ya- ‘çöp dağları’ noktasına taşımak istiyorlar. Buna kesinlikle izin vermeyeceğim. Biz adaletten yanayız. Ücret istiyorsan adalete uygun olacak ücretin. Biliyorum Şişli Belediyesinde işçilerimiz var, devletin genel müdüründen fazla aylık alıyorlar.’

Bu sözler, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından Maltepe Belediye Başkanı ve 1500 Maltepeli ile CHP Genel Merkezi’ndeki buluşmada söylenmiş. Öyle ikili bir sohbette söylenmiş sözler ya da duyum falan değil, gerçek. Muhtemelen haber sitelerinden de okumuşsunuzdur. Şimdi müsadenizle bu cümleleri anlamaya ve yorumlamaya çalışacağım.

İlk olarak anladığım o ki Kılıçdaroğlu, ‘çöp dağları’ sözleri ile 89’daki SHP belediyelerinde yapılan grevlerin eleştirilmesi noktasında Erdoğan ile hem fikir.

Bu ilginç bir durum. Bizde pek olmaz ama özellikle Avrupa’da emekçiler ciddi grevler yapar ve hayatı durma noktasına getirirler. Solcu siyasetçiler bu tür hallerde yönetenlere emekçilerin seslerini duyma çağrısı yaparlar, emekçiler ile dayanışma kampanyaları örgütlerler. Grev hakkını kullanıp hizmetlerin aksamasına tepki ise sağ siyasetçilerden gelir. Zaten grevin amacı hizmet ya da üretimi aksatarak pazarlık gücünü arttırmaktır. Bir yerde ‘çöp dağları’ oluşuyor ise, kendine solcuyum diyenlere düşen o çöpü toplayanların çağrılarına kulak verilmesini talep etmektir. Çöp toplayan insanların gayet rahat bir hayat sürüp sırf inattan greve gittiği düşünülüyorsa o ayrı tabi.

Çöp dağlarından sonra kullanılan cümle ise çok daha vahim. Kılıçdaroğlu diyor ki ‘bunlara izin vermeyeceğim’.

İlk akla gelen soru şu; Nasıl?

Bilmiyor değilim, emek tarihimiz bu konuda hayli zengin deneyimlerle sahip. Mesela iktidarın kamu yararı, kamu düzeni, milli güvenlik gibi gerekçeler ile grevi ertelemesi umulabilir ya da iktidar olunursa bu bizzat yapılabilir, başka şirketlerden hukuksuz biçimde hizmet alıp grev kırılabilir, sendika üyeleri baskı ile sendikadan istifa ettirilip toplu sözleşme süreci sonuçlandırılabilir gibi gibi. Acaba hangisini tercih etmeyi planlıyor kendisi?

Bir de ‘ücret sendikacılığına karşıyız’ cümlesi var tabi. Okuyunca insan, ülkedeki sendikaların ve emek hareketinin en önemli sorunlarından bir tanesinin keyfi, sorumsuz ücret artışı talep eden sendikacılar olduğunu düşünüyor haliyle. Bu cümleye tekrar dönmeden önce bu sözlerin hangi ülkede ve kim tarafından söylediğini tekrar hatırlatmak isterim.

Söylenen ülke Türkiye. Açlık sınırının 2058tl, yoksulluk sınırının 6705tl, asgari ücretin ise net 2020 tl olduğu, sendikalaşma oranı benzeri ülkelere göre çok daha düşük olan, metal işçilerinin sırf maaşlarını alabilmek için gün aşırı Ankara yollarını arşınladığı bir ülke.

Söyleyense sosyal demokrat bir partinin genel başkanı.

Ücret sendikacılığı meselesine gelirsek. Kavramlar, tanımlar önemli. Kavramları kullanışınız, onlara yüklediğiniz anlamlar da öyle. Sizin düşünce dünyanıza, hayata nasıl baktığınıza, politik duruşunuza göre bunlar değişiyor. Hatta onları ele veriyor. Mesela sendikacılıktan işçilerin, emekçilerin hakları için mücadele eden bir kurumu da anlayabilirsiniz, işçiler üzerinde denetimi sağlayan bir mekanizmayı da. Ne beklediğinize bağlı.

Bunları şu yüzden yazıyorum. ‘Ücret sendikacılığı’ tanımı, sol tarafından sendikacılığı sadece toplu sözleşme süreçleri ile sınırlı gören, sosyal hakları, emek gündemini ilgilendiren ülkedeki gelişmeleri dikkate almayan sendikacılık için eleştirel bir biçimde kullanılır. Aynı tanımı liberal çevreler ise işçilerin çıkarlarına odaklanıp -sanki üzerlerine vazifeymiş gibi- iş yerinin çıkarlarını düşünmeyen, sosyal diyaloğa kapalı olarak tarif ettikleri dirençli bir sendikal tavrı ifade etmek için kullanıyorlar. İşte size iki ayrı ücret sendikacılığı tanımı. Kılıçdaroğlu’ nun ifadeleri hangi tanıma daha yakın sizce? Yorumu size bırakıyorum.

Hadi bir an olsun politik tutarlılığı, gereklilikleri bir kenara koyalım ve olaya pragmatist bakalım ve şu soruyu soralım. 'İktidar olmak için oylarını arttırmak ve iktidar partisi seçmeninden oy almak zorunda olan bir partinin liderine bu cümlelerin ne faydası var?' Anlamak güç. İktidar partisinin ekonomik politikaları nedeniyle tabanının en kırılgan kesimi emekçiler. Bu yüzdendir ki iktidar tarafından sürekli yükseltilen bir milliyetçi söylem ve kültürel semboller ile emekçi seçmenle bağ sürdürülmeye çalışılıyor. Bununla beraber sık sık yazıyorum, tekrarlamak zorundayım. Bir seçmenin bir sağ partiye oy verirken saikleri ile sol olduğunu düşündüğü bir partiye oy verirken ki saikleri aynı değildir. Aynı kişi farklı partilere farklı beklentilerle oy verir. Sağ partiye oy veren mütedeyyin, milliyetçi bir işçi sol bir partiye ancak onun haklarını geliştireceği, ekonomik durumu ve sosyal statüsünün gelişeceğini düşündüğü için oy verir. Bu konulara dair sağ partilerin bu seçmen üzerinde kredisi yüksektir, çünkü sağ partilerden beklentisi kendisine yaratacağı sınıf atlama olasılıkları, etrafındaki rant ilişkilerinden pay alabilme ihtimali, olası gündelik çıkarlar ve benzerleri iken, sol partilere oy verme tercihi ancak kendisi gibi olanlarla birlikte ait olduğu bir emekçi topluluğun genel olarak yaşamının daha iyiye gideceğine inandığı koşullarda gerçekleşir. AKP'nin emekçilerin hayatını olumsuzlaştıran uygulamalarının emekçilerde kendiliğinden bir oy tercihi değişimi yaratmasını beklemek, durumu anlamamak anlamına gelir..

 O yüzden, ekonomik, sosyal hakları konusunda hangisi gelirse gelsin bir değişiklik olacağını düşünmeyen, zaten hepsi aynı diye düşünen bir işçi kültürel olarak, inanç olarak kendine daha yakın gördüğü partileri tercih eder. CHP’nin geleneksel tabanına yakın bir kültürel eğilime, inanç dünyasına, yaşam tarzına yakınsa oraya oy verir. Değilse bugün AKP olur, yarın MHP, olmadı İyi Parti ya da bir başka sağ parti. Öyle döner durur. Sonra geriye ‘bu işçiler eğitimsiz o yüzden bize oy vermiyor’ deyip, Çetin Altan gibi ‘eğitimli’ olacakları günü beklemek kalır. Ülkedeki 65’e 35 durumu öylece devam eder.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
24°
az bulutlu
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Başakşehir 29 60
2. Trabzonspor 29 58
3. Sivasspor 29 53
4. Galatasaray 29 52
5. Beşiktaş 29 50
6. Fenerbahçe 29 46
7. Alanyaspor 29 45
8. Göztepe 29 38
9. Antalyaspor 29 37
10. Gaziantep FK 29 35
11. Kasımpaşa 29 35
12. Denizlispor 29 32
13. Gençlerbirliği 29 31
14. Çaykur Rizespor 29 29
15. Malatyaspor 29 28
16. Kayserispor 29 28
17. Konyaspor 29 27
18. Ankaragücü 29 25
Takımlar O P
1. Hatayspor 30 57
2. Erzurum BB 30 53
3. Adana Demirspor 30 51
4. Bursaspor 30 49
5. Akhisar Bld.Spor 30 48
6. Altay 30 47
7. Fatih Karagümrük 30 47
8. Giresunspor 30 44
9. Keçiörengücü 30 41
10. Ümraniye 30 41
11. Menemen Belediyespor 30 39
12. Balıkesirspor 30 35
13. İstanbulspor 30 34
14. Altınordu 30 32
15. Boluspor 30 27
16. Osmanlıspor 30 24
17. Adanaspor 30 20
18. Eskişehirspor 30 12
Takımlar O P
1. Liverpool 31 86
2. Man City 31 63
3. Leicester City 31 55
4. Chelsea 31 54
5. Wolverhampton 32 52
6. M. United 31 49
7. Tottenham 31 45
8. Burnley 32 45
9. Sheffield United 31 44
10. Arsenal 31 43
11. Crystal Palace 32 42
12. Everton 31 41
13. Southampton 32 40
14. Newcastle 31 39
15. Brighton 31 33
16. Watford 32 28
17. West Ham 31 27
18. Bournemouth 31 27
19. Aston Villa 32 27
20. Norwich City 31 21
Takımlar O P
1. Real Madrid 32 71
2. Barcelona 32 69
3. Atletico Madrid 32 58
4. Sevilla 32 54
5. Villarreal 32 51
6. Getafe 31 49
7. Real Sociedad 31 47
8. Valencia 32 46
9. Athletic Bilbao 32 45
10. Granada 32 43
11. Osasuna 32 41
12. Levante 32 41
13. Real Betis 32 37
14. Real Valladolid 32 35
15. Eibar 32 35
16. Deportivo Alaves 32 35
17. Celta de Vigo 32 34
18. Mallorca 32 26
19. Leganés 32 25
20. Espanyol 32 24