Avrupa sinemasının en büyük başarılarını onurlandıran, Oscar’ın Avrupa’daki karşılığı sayılan Avrupa Film Ödülleri bu yıl da sahiplerini buldu. Norveçli yönetmen Joachim Trier için bu yılki tören adeta bir zafer gecesine dönüştü: Trier’in dokunaklı ve katmanlı aile draması "Manevi Değer",("Sentimental Value") En İyi Avrupa Filmi dahil tam altı ödül kazanarak geceye damga vurdu.
Film, Jafar Panahi’nin Altın Palmiye sahibi "Görünmez Kaza", Oliver Laxe’in ürpertici kıyamet sonrası destanı "Sirāt" ve Mascha Schilinski’nin yenilikçi yapımı "Sound of Falling"in de aralarında bulunduğu 14 güçlü adayı geride bıraktı.
Trier, işlevsiz aile ilişkilerini incelikle ele aldığı bu filmiyle En İyi Yönetmen ödülünün yanı sıra, uzun yıllardır birlikte çalıştığı Eskil Vogt ile paylaştığı En İyi Senaryo ödülünü de kazandı.
Renate Reinsve, "Manevi Değer" ile En İyi Avrupalı Kadın Oyuncu ödülünü kazanarak, "The Worst Person in the World"ün ardından Joachim Trier’le olan yaratıcı birlikteliğinin nasıl bir zafer formülüne dönüştüğünü bir kez daha gösterdi. Reinsve, aynı zamanda dünya sinemasının en etkileyici ekran varlıklarından biri olduğunu yeniden kanıtladı.
Ödülün hemen ardından sahneye çıkan Stellan Skarsgård, Trier’in filmindeki kayıp baba rolüyle En İyi Avrupalı Erkek Oyuncu ödülünü aldı. Kısa ve samimi konuşmasında, “Eve dönmüş gibi hissediyorum. Size tüm kalbimle teşekkür ediyorum,” dedi.
Kısa, tatlı ve belki de biraz fazla kısa bir andı. Yine de kısa süre önce Altın Küre’yi kazanan ve Mart ayındaki Oscar yarışında güçlü bir konuma yerleşen Skarsgård için bu ödül, fazlasıyla hak edilmişti.
"Manevi Değer" ayrıca En İyi Film Müziği (Hania Rani) ödülünü de kazandı.
Avrupa Film Akademisi’nin aynı filme birden fazla ödül verme eğilimi düşünüldüğünde, bu sonuç çok da şaşırtıcı sayılmaz. Çeşitliliğin zaman zaman bu durumdan olumsuz etkilenmesi ise yeni değil; geçen yıl "Emilia Pérez" ve iki yıl önce "Anatomy of a Fall" da benzer şekilde öne çıkmıştı.
Gecenin diğer büyük kazananı ise 2025’in en dikkat çekici yapımlarından biri olan Oliver Laxe’nin "Sirāt"ı oldu. Film, tam beş ödül birden alarak büyük bir başarıya imza attı: En İyi Yapım Tasarımı (Leila Ateca), En İyi Ses Tasarımı (Laia Casanovas), En İyi Kurgu (Cristóbal Fernández), En İyi Görüntü Yönetimi (Maura Herce) ve En İyi Oyuncu Yönetimi (Nadia Acimi, Luis Bértolo ve Maria Rodrio).
"Sound of Falling" yalnızca En İyi Kostüm (Sabrina Kramer) ödülünü kazanırken, Yorgos Lanthimos’un "Bugonia"sı şaşırtıcı biçimde yalnızca En İyi Makyaj ve Saç (Torsten Witte) ödülüyle yetinmek zorunda kaldı.
Ancak gecenin en büyük sürprizi, aynı zamanda en büyük hayal kırıklığıydı: Jafar Panahi’nin "Görünmez Kaza" filmi töreni eli boş tamamladı.
Siyasi açıdan yüklü ve ciddi bir tören
Her zamanki gibi tutkusu ve coşkusu bulaşıcı olan Mark Cousins’in sunuculuğunda sinemayı kutlayan kesitlerle sona eren tören, akıcı bir şekilde ilerlerken etkinlik başından itibaren siyasi tartışmaların odağı oldu.
Muhalif İranlı yönetmen Jafar Panahi, gecenin başlarında sahneye davet edildi; Cousins onu “dünyanın en büyük film yapımcılarından biri” olarak tanıttı. Panahi, 38. EFA’nın açılış konuşmasında İran’daki ve Tahran hükümetinin uyguladığı baskılara dair sert bir çağrı yaptı. “Eğer dünya bugün bu bariz şiddete tepki vermezse, sadece İran değil tüm dünya risk altındadır” diyerek sözlerini sürdürdü: “Şiddet, cevapsız bırakıldığında normalleşir. Yayılır. Bulaşıcı hale gelir. Gerçek bir yerde ezildiğinde, özgürlük her yerde zarar görür. O zaman dünyanın hiçbir yerinde kimse güvende değildir. İran’da değil. Avrupa’da değil. Amerika’da da değil.” Konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Film yapımcıları ve sanatçılar olarak işimiz her zamankinden daha zor. Eğer politikacılar bizi hayal kırıklığına uğratıyorsa, en azından sessiz kalmayı reddetmeliyiz. Çünkü karanlığın hüküm sürdüğü bir dönemde sessizlik tarafsızlık değildir. Sessizlik karanlığa katılmaktır.”
Ne yazık ki Panahi, günün ilerleyen saatlerinde basın görevlerini iptal etti; Euronews Kültür ile yapılması planlanan bire bir görüşme gerçekleşmedi. Buna rağmen EFA’ların Panahi’ye sansürün katı kuralları ve döngüsel şiddetin İran halkı üzerindeki baskısı hakkında söz söyleme olanağı tanıması, törende dikkat çekici ve etkili bir dokunuş olarak değerlendirildi.
Ödül kabul konuşmaları sırasında pek çok isim, İran halkıyla dayanışma mesajları verdi; aynı zamanda gecenin gündemindeki rahatsız edici manşetlerden hareketle başka endişelere de değindiler: Donald Trump’ın “hak etmediği bir ödülü çalması” eleştirisi; film yapımcılarının politikacılardan farklı olduğu, çünkü “savaş çıkaran politikacılarla iş birliği yapmadıkları”; çatışmalarda çocukların gözlerinin “kutsal” olduğu vurgusu ve Avrupa değerlerinin tehdit altında olduğu uyarısı bunlardan bazılarıydı.
Gecenin duygusal anlarından biri de Avrupa Film Akademisi Başkanı Juliette Binoche’un Norveçli sinema efsanesi Liv Ullmann’a (Persona, Scenes From A Marriage) bu yılın Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü takdim etmesiydi. Gözle görülür şekilde duygulanan Ullmann sahneye çıkıp ödülü kabul ederken “Çok, çok minnettarım” dedi ve ayakta alkışlandı. Ancak o anda bile sözleri güncel olaylara kaydı: “Dünya garip, korkutucu ve çözülmesi zor — ama filmler insanlara neden özellikle şu anda korktuğumuzu söyleyebilir,” diye ekledi. Ullmann, kısa süre önce Venezuela muhalefet lideri María Corina Machado’nun Nobel Barış Ödülü’nü Trump’a sunmasına atıfta bulunarak, bunun Norveç’te yarattığı şaşkınlığa işaret etti: “Nobel ödülünün aniden başka birine gitmesi ne kadar garip. Norveç’te yasalarımız var — Nobel ödülünü kötüye kullanırsanız, onu sizden alabiliriz. Dolayısıyla ABD’de birileri yakında hayal kırıklığına uğrayabilir.”
ABD ödül sezonu için bir haberci mi?
Bu yılki tören Berlin’de, şehrin Dünya Kültürleri Evi’nde ve her zamankinden daha geç bir saatte gerçekleşti. Avrupa Film Ödülleri genellikle yıl sonunda düzenlenir, ancak 2026’daki etkinlik, uluslararası ödül sezonunun tam ortasına denk getirilerek EFA’ların Avrupa’nın, ABD’deki gösterişli Oscar törenlerine denk bir karşılık olduğunu bir kez daha pekiştirdi.
Hollywood’un da bu duruma kayıtsız kalmadığı açık. En İyi Uluslararası Film kategorisi dışında, İngilizce olmayan yapımların diğer büyük dallarda da artan bir şekilde yarışması, Amerikan ödül sisteminin sonunda dünya sinemasına daha fazla kapı açmaya başladığını gösteriyor.
Umalım ki 22 Ocak Perşembe günü açıklanacak Oscar adaylıkları, Avrupa sinemasının en iyi filmler üretme konusundaki yaratıcılığını ve cesaretini yansıtmaya devam etsin. "Manevi Değer"in Oscar’a, yenilenmiş bir güven duygusuyla gideceğine ise rahatlıkla bahse girebiliriz.




