Benim de bir boynuzum var mı acaba?

Yasemin Hacıeyüpoğlu yazdı: Sevgili Devrim Deniz, Gergedan sayısı şimdilik biraz fazla bu şehirde. Ama emin ol normale dönmeleri için elinden geleni yapıyor bazılarımız.

Bir gün bir cafede oturuyorsunuz ve önünüzden bir gergedan bütün azametiyle koşarak geçiyor. Ya da iş yerindesiniz arkadaşlarınız size caddede gergedan gördüğünü söylüyor. İş yerinde bir tartışma başlıyor: Gergedan çift boynuzlu muydu yoksa tek boynuzlu mu diye.

Sonra bazı gazeteler şehirde gergedan olduğunu söylüyor; ancak bazı insanlar ‘Bu ülkede tek bir gergedan görülmemiştir, siz yayıyorsunuz bu söylentileri. Propaganda yapıyorsunuz, büyük oyunu bozarız size yedirmeyiz bu ülkeyi, provokatörlük yapmak sizin işiniz’ diyor.

Buna rağmen tabiki kimse önlem almıyor. Ve bir bakıyorsunuz ki iş yerinizdeki bir arkadaşınız gergedan olmuş binanın merdivenlerini yıkıyor. Sonra sokakta tıpa tıp birbirine benzeyen sağa sola koşan bir sürü gergedan görüyorsunuz. Bütün kurumlar gergedanlaşmaktan payını alıyor.

Düzenli öbekler halinde gergedanlar, sokak ve caddelerde o garip homurtularıyla kendilerine göre inleme ve öfkeyi barındıran marşlar söyleyerek dolaşıyor; üstelik önlerine çıkan her şeyi ezerek yok ederek. O da ne? Gergedanlar dışarıdan gelmemiş, şehrin insanları bir bir gergedan olmuş.

Tek başınıza kaldınız…

İnsan olmayı haykıracak mısınız? Yoksa susup gergedan olma sırasının size gelmesini mi bekleyeceksiniz?

Ne yapacaksınız?

1930’larda kök salan faşizme teslim olunmasına şahit olan Eugene Ionesco’nun Nazi dehşetini irdelediği Gergedan oyunu 1960’larda yazılmıştır. Aradan onca yıl geçmesine rağmen hala taptaze kalışı bu oyunun bir başyapıt olduğunu göstermekte. Nitekim faşizm de bütün dünyada taptazeliğini koruyor.

İçimizde uyuyan gergedan dışarı çıktıkça bunun aslında bir normalleşme süreci olduğunu, herkes gergedan olursa rahatsızlık duyulan şeyin de ortadan kalktığını gösteriyor oyun. Ve salt faşizmin çok ötesine taşıyor eleştiri boyutunu. İnsanların gruplara, partilere, çetelere katılmasını ve başkalarının görüşlerine öykünerek onları kendi görüşüymüş gibi benimsemesini koyunluk ya da sürü psikoloji değil de daha çok yalnızlık korkusuna bağlıyor. Ve gergedanlaşma ruhlara bulaştığında neredeyse ilahi bir erdem kazandığını düşünüyor insanlar, diyor. En güçlü sağlam duran karakterin bile faşizmden kaçamaması gibi gergedanlaşmaktan kaçamayacağını söylüyor Ionesco.

Oyunu bir izleyici olarak izlediğimizde gergedanı görüyor ve ondan tiksintiyle karışık korkuyoruz. Çünkü oyunun dışındayız. Peki oyunun içinde olsaydık gergedanı yine görecek ama ona öykünmeden durabilecek miydik?

Tabi biz ete kemiğe bürünmüş bir gergedandan bahsediyoruz. Ruhları gergedanlaşmış insanları diğerlerinden nasıl ayırt edebileceğiz peki? Biz ki kötülüğün ayırdına bile zor varıyoruz. Sanıyoruz ki kötülük ortaya karartılar saçarak yayılıyor ve kötü insanlar kırmızı boynuzları, ellerinde üç dişli mızrakları ile geziyor aramızda.

Halbuki Hannah Arendt ‘Kötülüğün Sıradanlığı’ kitabında alman SS Subayı Eichman hakkında şunu söylüyor:

‘ Eichman ile ilgili rahatsız edici olan şey onun herkese benzemesiydi ve benzediği bu kişilerin sapkın veya sadist olmak bir yana, ürkütücü ve ürpertici bir derecede normal olmasıydı.’ Hepimiz biraz kötüyüz aslında. Ama arkasını otoriteye dayayıp istediği gibi davrananlar daha kötü.

Suça göre değil de kişiye göre ceza verenler daha kötü. Ortada işlenen bir suç varken hala koltuğunu terk etmemek ama buna rağmen senden olmayanları koltuklarından tepetaklak aşağıya iten olmak daha kötü.

Ve bütün bunlara sesini çıkarmayanlar….

Sanırım aynaya bir kez daha bakmamız gerekiyor rengimiz yeşile döndü mü, alnımızda tek mi çift mi bir boynuz çıktı mı diye… Çünkü yalnız kalmamız topyekün çıldırmamızdan daha erdemli geliyor bana. Bu kadar kulak tırmalayan afallatıcı sözlerin arasında kendi sesimizi bulup koro oluşturmaktan başka çaresi yok insanların.

Ve son olarak Devrim Deniz’e mektubumla bitirmek istiyorum yazımı…

Sevgili Devrim Deniz,

Bu şehir seni doğurdu ve pekala da seni doyurabilir. Çünkü sevilesi bir ovadır burası. Ama sen büyüyene kadar sokaklarında korkusuzca oynayabileceğin, okullarına tereddütsüzce gidebileceğin, istediğin gibi düşünüp dilediğin gibi yaşayabileceğin bir şehir yapmak zorundayız burayı. Gergedan sayısı şimdilik biraz fazla bu şehirde. Ama emin ol normale dönmeleri için elinden geleni yapıyor bazılarımız.

Ola ki sen büyüyene kadar gergedanlarla yaşamaya alışmış ve bunu da sana dikte ediyorsak bizi bile sorgulamaktan asla korkma çünkü sorgulamaktan ne kadar mahrum kalırsan insanlığında da o kadar uzaklaşırsın…

Altın bir madalyon gibi taşıdığın vicdanlı bir ömür dilerim sana…