Selçuk Demirel, 1984’te, yaşamın içindeki her şeyin insanda bir iz bıraktığını, bunun ise düşünmekle anlam kazandığını yazmış ve eklemiş:
“Niçin
İçince
Çince
İnce
İnce düşünülüyor.”
…sonra da “hatırlıyoruz” diyor. Sahi, günün, gündemin içinde olanları, olayları, okuduklarımızı, söylediklerimizi, izlediklerimizi, dinlediklerimizi harmanlayıp kendi dünyamızda, kendi dünyamızla bir potada eritiyoruz. İşte ona, düş(ünce) diyoruz. Düş(ünce) benim de sık sık kullandığım bir kavram. Demirel, yaratıcılığını da katınca o düş(ünce)lere, “Paris’in ortasından / büyük bir dere akar seinesizce” diyor. Sarının üstüne mavi sürünce yeşil oluyor ya mavinin üstüne sarı sürerseniz… Tabii ki, yine yeşil olur. Bu, kendini yinelemek değil mi? Sıkıcı. Bir şey yapmalı… “İnsan sırf gözdür”, o zaman her gün yapılanın dışında, bambaşka bir düş(ünce) geliştirmeli… O zaman yeni bir “göz”le yeni acıları tanımak mümkün olabilir. Öyle de yapıyor Selçuk Demirel.
Herkesin bir dönemi vardır, ressamlarda bu çok daha belirgin olarak görülür. Yeni temalarla yeni düş(ünce)lerle yeni bir tarz yaratır ressamlar. Çizgi aynı çizgidir, tanırsınız; ama anlatılan çok farklıdır.
“Gökyüzüyle Yüz Yüze” atlanamayacak denli önemli, bir o kadar değerli ve birçok açıdan da ışık tutan bir kitap. “1978’de Paris’e gelerek, Türkiye’den uzaklaşmış olmuyordum. Hemen sonra, Maraş Katliamı, Abdi İpekçi’nin öldürülmesi ve 12 Eylül askeri darbesiyle noktalanan bir dönem körleşmenin başladığı, düşünceye düşman bir dönem…” Yaşananları tüm dünyaya duyurmak için kolları sıvıyor ve çok kısa bir süre içinde 11 kitaplık bir “külliyat” hazırlıyor. (Buna değinmeden geçersem ayıp olur. 1979’da Ankara Belediyesi’nin çocuklara ücretsiz dağıttığı “Bir Milyon Çocuk Kitabı Kampanyası”, bugünkü belediyeler tarafından neden yapılmaz, yapılamaz? Belediyeler, hepsi için geçerli, sadece rant ve rantiye sürdürme amaçlı birer kuruma dönüştü. Hizmet, özellikle de sanat kültür çalışmaları rafta uzun süredir.) Oysa sosyal, siyasal, ekonomik, ekolojik, kültürel ve daha birçok sorunun çözümü belediyelerce anlatılabilir.
Selçuk Demirel, gerçekten de kendini anlatıyor bu kitapta. Çizgisinin düş(ünce)lerden beslendiği gibi uykudan da beslendiğini yazıyor. Şöyle bir gözlerinizin önüne getirin çizdiklerini (kendi kitapları, çizgileriyle destekledikleri derken onlarca kitaptan söz ediyoruz) ne denli geniş bir düş(ünce) gücüyle çalıştığını görürsünüz. “Yaptıklarınızla -yazı ya da çizgiyle- kendinize bir dil, bir dünya yaratabildiyseniz, bu dünyada ne isterseniz yapabilirsiniz. Bu özgürlük (yaratma gücüyle ortaya çıkan demek istiyor), insanı yaratıcı kılan çok önemli bir unsurdur. Hatta yaratmanın temeli” diyor. Düş(ünce)lerde yasak da yoktur, sansür de… olmamalıdır. Sanatın özü gereği, insanların yasaksız ve sansürsüz yaşama hakkı ortadadır. Anlatacaklarınızı kendi dilinizle, kendi anlayışınızla ve kuşkusuz ucu açık (buradaki açıklık, savrulabilmesi anlamına gelmiyor doğal olarak, geliştirilmesine olanak sağlayan aslında) yazar çizerseniz yeni ufuklara yelken açtırırsınız. İlgi alanı belirleyicidir yaşamda. Siz herkesin gözü önünde yaşananların içerisinden öyle bir ayrıntı süzer, çıkarırsınız ki, herkes beğenir, benimser. Onun gördüğünü (algıladığını mı demeli) bir diğeri görmez. Sanatçı bu anlamda da bir ışık kaynağıdır.
Denemelerin yararı…
“Gökyüzüyle Yüz Yüze”, bir kısmı yayımlanmamış röportaj yanıtlarından oluşsa da Selçuk Demirel’in, özyaşamöyküsü de içeren mektupları, aforizmaları, anıları ile çizgilerinin altında yatanları da anlatıyor. Kitap, bir anlamda çizgilerinin de rehberi. Savaş yangınının dört bir yanımızı sardığı bu zorlu günlerde birer “metafor”a dönüşen yazıların da, haberlerin de, karikatürlerin de, resimlerin de anlamını çözmemize yardımcı oluyor.
Gün içerisinde gerek televizyonların iyice magazine bulanmasıyla birlikte her ünlüyü “sanatçı” olarak nitelemenin yanlışlığını da açıklıyor: “’Sanat Eseri’ format dışıdır. Alışkın olduklarımızın dışındadır. Göze ve kulağa hoş gelmeyebilir. Övgü düzmez, sırnaşmaz, kıç yalamaz. Hiçbir düşüncenin hizmetinde değildir. İlericidir. Tabulara karşıdır. Yalancıların maskesini düşürür. Yenidir ve modern olduğu için de politiktir. Bu yüzden ‘politik sanat, sanatta politika, toplumcu sanat’ gibi zırvalarla sanatın hiçbir ilişkisi yoktur.
Estetik belirleyicidir. O belirleyiciliğin taşıdığıysa kalite olacaktır muhakkak. Kaliteli yaşam için sanatın önemini vurgulamak isterim.
Gökyüzüyle Yüz Yüze
Selçuk Demirel
Deneme
Okuyan Us Yayınevi, Kasım 2025, 395 s.