İstanbul'un Şişli ilçesinde dün gece bir çöp konteynerinde öldürülmüş halde bulunan 36 yaşındaki Durdona Khokimova, Türkiye'de kadın cinayetlerinin geldiği noktayı bir kez daha görünür kıldı.
İstanbul'un en merkezi ilçelerinden birinde, yaya ve araç trafiğinin yoğun olduğu bir caddede bir kadının öldürülüp çöpe atılabilmesi, kadınların kamusal alanda dahi güvende olup olmadığına dair kaygıları yeniden gündeme getirdi.
Cinayetin ardından feministler ve kadın örgütleri, Khokimova'nın bulunduğu Kuyulubağ Sokak'a yürüyerek olaya tepki gösterdi. Osmanbey Metro çevresinden başlayan yürüyüş, cesedin bulunduğu konteynerin yer aldığı sokağa kadar sürdü. Kadınlar, cinayetin münferit olmadığını vurgulayarak erkek şiddetine ve cezasızlığa tepki gösterdi. Devletin kadınları korumakla yükümlü olduğunu hatırlattı.
Eylemde, "Katledilen kadınlar isyanımızdır", "Münferit değil erkek şiddeti", "Kadınlar artık susmayacak", "Erkek vuruyor devlet koruyor" , "Kadın cinayetleri politiktir", "Koruma, aklama failleri yargıla" ve "Göçmen kadınlar yalnız değildir" sloganları atıldı.
Polis "Kadınların katili saray rejimi" sloganına ise kanunsuzdur anonsu yaptı. Yapılan açıklamalarda, bir kadının öldürülüp parçalanarak işlek bir caddede çöpe atılabilmesinin, şiddetin ne kadar görünür ve pervasız hale geldiğini gösterdiği vurgulandı. Kadınlar, devletin koruyucu ve önleyici mekanizmaları işletmemesinin failleri cesaretlendirdiğine dikkat çekti.
Aynı saatlerde Ankara'da da kadın örgütleri ve feministler, Şişli'de öldürülen Durdona Khokimova için sokağa çıktı. Kadınlar, "Kadın cinayetleri politiktir" diyerek eş zamanlı eylemlerle artan erkek şiddetine ve cezasızlık politikalarına tepki gösterdi.
Durdona Khokimova nasıl bulundu?
Şişli Duatepe Mahallesi'nde 24 Ocak gecesi bir yurttaşın ihbarı üzerine bir çöp konteynerinde vücut bütünlüğü bozulmuş halde bir kadın cesedi bulundu. Polis ekiplerinin yaptığı incelemede cesedin, Özbekistan uyruklu 36 yaşındaki Durdona Khokimova'ya ait olduğu belirlendi.
Güvenlik kamerası kayıtlarında, Khokimova'nın cesedinin bir valizle taşındığı ve daha sonra farklı konteynerlere bırakıldığı tespit edildi. Olayla bağlantılı üç erkek gözaltına alındı. Şüphelilerden ikisinin Türkiye'den Gürcistan'a kaçmaya çalışırken İstanbul Havalimanı'nda yakalandığı bildirildi.
Gözaltına alınan şüphelilerden biri, emniyette verdiği ifadede kadını öldürdüğünü, Ümraniye'de bir evde cesedi parçaladıktan sonra Şişli’ye getirerek burada farklı konteynerlere attığını itiraf etti. Soruşturma sürerken, cinayetin nasıl işlendiği ve şüpheliler arasındaki ilişkiye dair ayrıntıların netleşmesi bekleniyor.
İzmir'de koruma kararına rağmen öldürüldü
Şişli'deki cinayetten yalnızca birkaç gün önce İzmir'de işlenen bir kadın cinayeti, şiddetin münferit olmadığını bir kez daha gösterdi. Menemen'de 26 yaşındaki Gözde Akbaba, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan eski partneri tarafından sokak ortasında ateşli silahla öldürüldü.
Akbaba'nın daha önce şikâyetçi olduğu, fail hakkında koruma ve uzaklaştırma kararı bulunduğu öğrenildi. Kadın örgütleri, bu cinayetin de koruma kararlarının sahada etkin biçimde uygulanmadığını bir kez daha gösterdiği görüşünde.
"Münferit değil, yapısal bir sorun"
Kadın örgütlerine göre Şişli ve İzmir'de yaşananlar münferit vakalar değil. Uzmanlar ve hak savunucuları, kadın cinayetlerinin uzun süredir bireysel şiddet olayları olmaktan çıktığını, yapısal bir insan hakları ihlali haline geldiğini vurguluyor.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu, öldürülen kadınların önemli bir bölümünün daha önce şiddet gördüğü, şikâyetçi olduğu ya da hakkında uzaklaştırma ve tedbir kararı aldırmaya çalıştığı erkekler tarafından öldürüldüğüne dikkat çekiyor.
Koruma kararlarının uygulanmaması, ihlallerin yaptırımsız kalması ve yargı süreçlerinde cezasızlık algısının güçlenmesi, şiddetin sürekliliğini besleyen temel faktörler olarak öne çıkıyor.
Kadın hakları savunucuları, kadın cinayetlerinde "iyi hal" ve "haksız tahrik" indirimlerinin yaygın bir biçimde uygulandığını, bu indirimlerin failler açısından caydırıcılığı azalttığını ve yargının erkek lehine işleyen yapısal bir tutum sergilediğini savunuyor.
Veriler tabloyu ortaya koyuyor
Türkiye'de her yıl yüzlerce kadın, daha önce şikayetçi olduğu ya da hakkında tedbir kararı almaya çalıştığı erkekler tarafından öldürülüyor. Veriler kurumlar arasında farklılık gösteriyor. Kadın hakları savunucularına göre bu farklar, devletin düzenli ve karşılaştırılabilir veri yayımlamamasından kaynaklanıyor ve şiddetin gerçek boyutunu görünmez kılıyor.
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu'nun yayımladığı 2025 Kadın Cinayetleri Raporu'na göre 2025 yılında en az 391 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Bu vakaların 297'si kadın cinayeti, 94'ü ise şüpheli kadın ölümü olarak kayda geçti.
Cinayetlerin büyük bölümü kadınların en güvende olmaları gereken alanlarda işlendi. Rapora göre 253 kadın ev içinde öldürüldü. 203 kadın ateşli silahla yaşamını yitirirken, faillerin önemli bir kısmının aile içinden ya da yakın ilişkilerden olduğu belirtildi.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu da 2025'te, 294 kadın cinayeti 297 şüpheli kadın ölümü gerçekleştiğini bildirdi. İçişleri Bakanlığı'nın TBMM'de paylaştığı 10 aylık resmi sayı ise 217 oldu.
İstanbul Sözleşmesi'nden çıkış tabloyu ağırlaştırdı
Kadın hakları savunucuları, Türkiye'nin 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesini şiddetle mücadelede kritik bir kırılma noktası olarak değerlendiriyor. Sözleşmenin sağladığı önleyici ve koruyucu mekanizmaların zayıflamasıyla birlikte karakollarda uzlaştırma girişimlerinin sürdüğü, tedbir kararlarının kısa süreli ve yüzeysel verildiği eleştirileri yapılıyor.
Kadın örgütleri, "kadına yönelik şiddetle mücadele öncelik olmaktan çıktı" algısının sahada giderek güçlendiğini belirtiyor. Tedbir ihlallerinde zorlama hapsinin devreye sokulmaması ve koruma kararlarının etkin biçimde denetlenmemesi, failler açısından fiili bir cezasızlık ortamı yarattığı eleştirilerine konu oluyor.
Şişli'deki cinayete tepkiler büyüyor
Şişli'deki cinayetin ardından çok sayıda kadın örgütü ve siyasetçi açıklama yaptı. Kadın Cinayetlerine Karşı Feministler tarafından yapılan açıklamada, cinayetin erkek şiddeti ve cezasızlık politikalarının bir sonucu olduğuna dikkat çekildi: "Şişli Kuyulubağ Sokak'ta bir çöp kutusunda başı kesilmiş bir kadın bedeni bulundu. Erkekler bu gücü patriyarkadan alıyor. Kadınları öldürüp işlek bir sokakta çöpe atabilen erkeklere bu cüreti, koruyucu ve önleyici politikaları uygulamayan devlet veriyor."
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu da olayın cezasızlık politikalarının bir sonucu olduğunu belirtti: "Failler, ceza almayacaklarına, başlarına bir şey gelmeyeceğine o kadar inanıyor ki, şehir merkezinde, herkesin gözü önünde öldürdükleri kadının bedenini atabiliyorlar."
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu da kadın cinayetleri faillerine ağırlaştırılmış müebbet verilmesi için Adalet Bakanlığına çağrı yaptı.
Kadın örgütleri cinayetin tüm yönleriyle aydınlatılmasını, sorumluların etkin biçimde yargılanmasını ve koruma mekanizmalarının güçlendirilmesini talep ediyor.
Silivri'de tutuklu bulunan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan da cinayete ilişkin açıklama yaptı. Şahan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, kadın cinayetlerinin cezasızlıkla, ihmalle ve suskunlukla giderek büyüyen bir kıyıma dönüştüğünü belirterek "Mahalleden başlayarak kolluğun, sosyal hizmet kurumlarının, belediyenin ve merkezi kurumların eşgüdümle ele alıp çözmesi gereken bu büyük sosyal sorunu kendi haline bırakamayız" ifadelerini kullandı.



