Sinema

Beynelmilel: Darbenin baskıcı yönetimine halkın müziğiyle direnmek

Yasin YETER Sırrı Süreyya Önder ve Muharrem Gülmez’in Beynelmilel filmini inceledi; Film, 12 Eylül’ün baskıcı atmosferini bir kasabanın müzik üzerinden kurduğu direnişle anlatıyor.

Sırrı Süreyya Önder ve Muharrem Gülmez’in birlikte yönettiği ve senaryosunu Sırrı Süreyya Önder’in yazdığı Beynelmilel (2006), 12 Eylül dönemini hem politik hem de insani boyutlarıyla yeniden düşünmeye çağıran, taşra atmosferine yerleşmiş güçlü bir toplumsal taşlama. Film, askeri darbenin yarattığı baskıcı ortamı yüksek perdeden değil, günlük hayatın ayrıntılarından, sıradan insanların küçük çatışmalarından hareketle mizahi bir dille anlatıyor. Tam da bu nedenle, politik içeriği ağır olmasına rağmen seyirciye sıcak, samimi ve yer yer komik bir deneyim de sunuyor.

Taşranın Nabzı: Küçük Bir Kasabadan Büyük Bir Dönem Anlatısı

Hikâye, 1982 yılında Adıyaman’ın bir kasabasında geçiyor. Darbenin rüzgârı yalnızca siyasi alanı değil, insanların müzikle, sözle ve gelenekle kurduğu bağı da şekillendirmiştir. Kasabada kurulan askerî bando, komutanın buyurgan emirleriyle marşlar çalışırken; yerel müzisyenler hâlâ düğünlerde, meydanlarda halk ezgilerini çalma niyetindedir. Bu çarpışma, filmin temel çatışmasını belirler: Devletin dayattığı ciddiyet ile halkın dirençli neşesi arasındaki gerilim.

Filmin karakterleri bu gerilimin tam ortasında konumlanıyor. Bando şefi Abuzer’in çaresizliği hem güldüren hem yaralayan bir gerçeklikle işleniyor. Bir yanda emirleri uygulamak zorunda kalan bir müzisyen; diğer yanda müziğin hayatla kurduğu bağı kaybetmenin burukluğunu yaşayan içinden çıktığı geleneğe bağlı bir anadolu insanı. Öte yandan Gülendam’ın politik inancı, onun generallerin gölgesinde bile söz söyleme cesaretini temsil ediyor. Film, bu karakterler üzerinden darbenin “ideolojik çelik zırhı” ile halkın “yumuşak ama inatçı direnişi” arasındaki farkı gözler önüne seren incelikli bir ilişki kuruyor.

Mizahın Arka Planındaki Ciddiyet

Beynelmilel, izleyiciyi güldürürken aynı zamanda da düşündüren bir film. Filmdeki mizah, dönem koşullarının absürtlüğünü açığa çıkarıyor. Askerî ciddiyetin kasabaya getirdiği anlamsız dayatmalar, kimi zaman trajikomik sahnelere dönüşüyor. Ancak bu sahneler asla hafifletici bir unsur değil; aksine darbenin yarattığı baskının sıradan hayatlarda nasıl tuhaf biçimlerde tezahür ettiğini gösteriyor.

Bu yaklaşım, filmin politik tavrını daha da keskinleştiriyor:

Mizah, filmin politik taşlama aracı haline geliyor.

Hafızayı tazeleyen, baskının görünmez duvarlarını fark ettiren, darbenin sıradanlaştırılmasına direnen bir anlatım dili kuruyor.

Müziğin Hafıza ile Kurduğu Bağ

Filmin en güçlü yanlarından biri, müziği yalnızca bir tema değil, bir anlatı aracı olarak kullanması. Halk ezgilerinin sıcaklığı ile marşların tekdüzeliği arasında gidip gelen film, izleyiciye şu soruyu soruyor:

“Bir toplumun hafızasını ne belirler? Devletin dayattığı ritim mi, yoksa halkın gönlünden yükselen melodiler mi?”

Finalde yaşanan olaylar ise, bu sorunun cevabını sert ve etkileyici biçimde veriyor. Neşe ile şiddetin, kahkaha ile acının kesiştiği o anlar, filmin tonunu tamamen değiştiriyor ve Beynelmilel’i salt bir komedi olmaktan çıkarıp toplumsal bir yüzleşme metnine dönüştürüyor.

Toplumsal Hafızayla Hesaplaşma

Film, 12 Eylül üzerine ezbere konuşulan siyasi tartışmaların dışına çıkarak, dönemin kültürel dokusuna ve halkın gündelik yaşam deneyimine odaklanıyor. Bu tercih, Beynelmilel’i Türkiye sinemasında özel bir yere koyuyor. Zira dönem filmlerinin çoğu devlet şiddeti ve siyasal örgütlenme ekseninde ilerlerken, bu film toplumun her katmanına sinmiş, mikro düzeydeki etkileri görünür kılıyor.

Bu yönüyle film, politik sinemanın sert yüzüyle mizahın yumuşak dili arasında özgün bir köprü kuruyor. Seyirciyi tarihle yeniden, ama bu kez bir insan hikâyesi üzerinden buluşturuyor.

Sonuç: Bir Dönemin Müziğini Dinleten Film

Beynelmilel, 12 Eylül’ü yalnızca tarihsel bir olay olarak değil, kültürel bir kırılma olarak da ele alan; mizahı bir direniş biçimine dönüştüren; sıradan insanların hikâyesinden evrensel politik bir mesaj çıkarıyor. Bugünden bakıldığında, film hâlâ taze, hâlâ etkileyici, hâlâ güncel.

Çünkü film bize şunu hatırlatıyor:

Bazen bir dönemi anlamanın en doğru yolu, o dönemin müziğine kulak vermektir.