Walter Salles’in Motorsiklet Günlükleri, yalnızca iki gencin Latin Amerika’yı motorsikletle baştan başa kat ettiği bir yol hikâyesi değil; bir kıtanın adaletsizliklerini, sömürü tarihini ve sessiz acılarını iki gencin hikayesi üzerinden yeniden kuran bir değişim ve dönüşüm anlatısı. Film, daha sonra Che Guevara olarak tarihe geçecek olan Ernesto Guevara’nın kişiliğine atılan devrimci tohumları, politik sloganlardan çok insani karşılaşmalar üzerinden ele alıyor. Salles’in kamerası, bir efsanenin erken yıllarını mitolojikleştirmek yerine sadeleştiriyor; genç Ernesto’yu bir ikon değil, gerçekliğiyle sınanan ve sınandıkça dönüşen bir insan olarak gösteriyor.
Film, Ernesto Guevara (Gael García Bernal) ve arkadaşı Alberto Granado’nun (Rodrigo de la Serna) 1952 yılında çıktığı motorsiklet yolculuğunu merkezine alıyor. İlk bakışta bu yolculuk, iki gencin macera arayışı, hayatı keşfetme isteği ve kıtayı görme merakıyla şekilleniyor. Ancak yolculuk ilerledikçe bu keşif, coğrafyadan çok sınıfsal gerçekliklerin ön plana çıktığı bir yöne evriliyor. Motorsikletin üzerinde gittiği bozuk yollar gibi Latin Amerika’nın toplumsal yapısı da bozulmuştur; topraksız köylüler, yerinden edilmiş madenciler, yoksullaştırılmış yerli halklar ve cüzzam kolonilerinde unutulmuş insanlar, genç Ernesto’nun zihninde derin izler bırakıyor.
Walter Salles, bu yüzleşmeleri didaktik bir dille sunmuyor; kamera hiçbir zaman karakterlerin önüne geçmiyor. Aksine, Latin Amerika’nın çarpıcı manzaraları, bölgenin geniş ufukları ve çıplak yoksulluğu, Guevara’nın içsel dönüşümünün sessiz tanıkları olarak ön plana çıkıyor. Film boyunca Ernesto’nun yüzündeki giderek sertleşen ifade, gördüklerinin yükünü taşımaya çalışan bir devrimcinin ifadesi haline geliyor. Bu dönüşüm, politik bir uyanıştan çok ahlaki bir zorunluluk olarak betimleniyor ve filmi devrimin kaynağını haksızlıklara karşı duyulan saf bir öfke ve dayanışma duygusuna bağlıyor.
Filmin doruk noktalarından biri ise , cüzzam kolonisi sahneleri. Ernesto’nun hastalarla yalnızca tıbbi bir ilişki kurmakla kalmayıp, onların sosyal olarak ayrıştırılmış yaşamını reddetmesi, filmin politik tonunu en insani yerden kuruyor. Burada sınıf ayrımlarının, dışlanmanın ve sömürünün mikro düzeyde nasıl işlediğini görüyoruz hep birlikte. Salles, Guevara’nın bu deneyimle keskinleşen adalet duygusunu büyük söylemlerle değil, basit ama etkili sahnelerle aktarıyor izleyiciye.
Gael García Bernal’ın performansı, Guevara’nın gençliğinin naifliği ile ileride taşıyacağı devrimci kararlılık arasındaki çizgiyi ustalıkla yakalıyor. Rodrigo de la Serna’nın enerjik ve spontan Alberto’su ise bu dönüşümün yanında neşeli bir karşı ağırlık oluşturuyor; ikilinin birbirini tamamlayan kimyası ise filmin insani yanını güçlendiriyor.
Motorsiklet Günlükleri, tarihsel bir figürü ikonlaştırmadan, Latin Amerika’nın yapısal eşitsizliklerini bir bireyin gözünden anlatma başarısını da gösteriyor. Che Guevara’nın neye dönüştüğünü değil, neden dönüştüğünü anlamak isteyenler için film büyük bir önem arz ediyor. Salles, bir devrimcinin doğuşunu romantikleştirmeden, gerçekliği kendisinin yarattığı zorunluluklarla açıklıyor: Bir insan, bir kıtayı dolaşırken yalnızca mesafeleri değil, adaletsizliği görür; gördükçe de değişir ve değiştikçe de dönüşür.
Sonuç olarak, Motorsiklet Günlükleri, kişisel bir yolculuğu politik bir uyanışın hikâyesine dönüştüren güçlü, zarif ve samimi bir film olarak öne çıkıyor. Hem sinema diliyle hem de politik altyapısıyla, Che Guevara’nın hayatını anlamak için sadece bir biyografi değil, bir vicdanın dayanak noktalarını ortaya koyan etkileyici bir başlangıç hikâyesi.



