T. Gül Köksal Evrensel'de yazdı: bir kent toprağı daha, bu kez borsa üzerinden bir yatırım aracına dönüşürken, temel bir yaşam hakkı olan barınma da bu maliyeti karşılayabilecek olanlara servis ediliyor.
Temel bir yaşam hakkı olan nitelikli bir konutta barınmayı, daha da ticarileştirmeyi hedefleyen bir uygulama ile karşı karşıyayız.
Temmuz 2025 sonunda basına düşen haberlerden öğreniyoruz, “konutta yeni dönem; gayrimenkul sertifikası” adıyla ileri sürülen bu proje, kısaca konutu küçük paylara bölerek borsada satışa sunuyor.
TOKİ ve Emlak Konut GYO iş birliğiyle hayatlarımıza sunulan gayrimenkul sertifikası sayesinde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği (ÇŞİDB) Bakanı Murat Kurum’a göre, “81 ilde konut ve kira fiyatlarının düşeceğini göreceğiz. Ankara, İzmir ve İstanbul'da yaşanan konut darlığı ortadan kalkacak”.
Kurum ekliyor; “Damlaya damlaya ev olur diyor, milletimizin en büyük hayallerinden biri olan ev sahibi olma hayalini gerçeğe dönüştürüyoruz. Birikimi olmayan vatandaşlarımızın cüzi miktarlarda ev sahibi olmayı sağlayacak çok önemli bir adım atıyor, gayrimenkul sertifikasının tanıtım programını gerçekleştiriyoruz.”
*
Gayrimenkul sertifikasının uyarlanacağı örnek de şöyle; imara açılan İstanbul Başakşehir’deki Ahmet Öztürk Kışlası’na yapılacak olan konutlar.
Konutlara “Damla Kent Evleri” denilmiş. “Damlaya damlaya ev sahibi olmak” da hem bu isimden hem de borsadaki işleyişten geliyor!
Evler, borsada işlem görecek sertifikayla satışa çıkarılıyor. 5 bin 325 konutluk proje, TOKİ ve Emlak Konut’un iş birliği ile halka pazarlanıyor.
Bu sertifikaların maddi karşılıklarına bakınca, bu yolla konut edinmek, dar-orta gelirli yurttaşlar için çok düşük bir ihtimal olarak gözüküyor. Öte yandan yurttaşa mülkün tamamı değil, bir kısmını edinme yolu da sunuluyor.
ÇŞİDB internet sayfasına göre, “evler isteyene konut satın alma (aslî edim), isteyene konut değerini sertifika karşılığı nakit alma (tâli edim) ya da sertifikaları dilediği zaman borsada alıp-satma yolu açan alım satım modeliyle üç ayrı yatırım seçeneğiyle sunuluyor”.
Özetle bir kent toprağı daha, bu kez borsa üzerinden bir yatırım aracına dönüşürken, temel bir yaşam hakkı olan barınma da bu maliyeti karşılayabilecek olanlara servis ediliyor.
*
Yurttaşların barınma ihtiyacını bu şekilde karşılamayı öneren kentleşme politikası, kentsel dönüşüm, rezerv alan uygulamaları vb. yollarla yurttaşı yaşam alanından da sürmeye çalışıyor.
Türkiye’nin çok yerinde süregiden barınma hakkı mücadelelerinden biri de İstanbul Ümraniye İlçesi Topağacı Mahallesi’nde sürüyor. Rezerv alan uygulaması ile yaşam alanlarından uzaklaşmak istemeyen mahalleli, bir barınma hakkı bürosu da kurarak, yerlerinde nitelikli bir yaşam için mücadele ediyor.
Mahalleliyi tahliyeye zorlamak için altyapı hizmetleri kesilerek, elektriksiz, susuz, doğalgazsız bırakan yerel yönetime karşı da direnen halk, sokaklarda birbiriyle dayanışıyor.
Yazının görseli Topağacı Mahallesi X hesabından bir afiş. Mahallelinin direnişi, sık sık kolluk kuvvetlerinin baskısına, ters kelepçeli göz altılara maruz kalıyor. Buna rağmen mahallede bilgilendirme toplantıları, basın açıklamaları süregidiyor.
*
Yurttaşı rezerv alan ilanlarıyla yerinden süren kentleşme politikası, deprem riskini de sistem lehine kullanıyor. TTB-SES’in Şubat 2023 depremleri peşine düzenli olarak hazırladığı raporlardan 6 Ağustos 2025 tarihinde bir online sunum ile paylaşılan 30. ay raporuna bakalım. Bu arada söz konusu raporlara TTB’nin internet sayfasından erişmek mümkün.
Barınma temalı TTB-SES Şubat 2023 depremleri 2. yıl raporu “Kent hakkı mücadelesi, toplumsal sağlık mücadelesidir” sunuşu ile başlıyordu. Sağlıklı yaşamın sağlıklı bir kentleşmeden geçeceğini ifade eden bu yaklaşım, kent hakkını toplumsal sağlıkla birlikte ele alıyordu.
Raporlar dizisinin 30. ay raporu, deprem illerindeki yeniden inşa süreçlerinin kentsel sorunları arttırarak devam ettiğini somut veriler üzerinden ortaya koyuyor.
Sonuç kısmındaki şu ifade ise, kentleşmenin önemini vurguluyor; “Afet yönetimi erken dönemde olduğu gibi demokratik değildir, emek ve meslek örgütlerinin, toplumun katılımına açık değildir. Daha önceki raporlarımızda sıklıkla dile getirilen önlem-önerilerin birçoğu doğrudan hızlı konutlaşma stratejisi duvarına çarpıp geri dönmektedir.”
*
Barınmanın ülkede bu yollarla tezahür etmesi, yurttaşları biyopolitik düzlemde bu sistem içinde hareket etmeye ve düşünmeye zorunlu kılıyor.
Kentleşme politikasının kent toprağını dönüşüm değeri üzerinden pazarlayan, konutu yatırım aracına dönüştüren, mülkiyet odaklı bu yaklaşımı ters yüz edecek bir kentleşme yaklaşımına ihtiyaç olduğu açık. Bu kentleşme yaklaşımı da elbette politik-ekonomik sistemden bağımsız değil…