Av. Zafer Kazan yazdı: İnsanlar kavga ettikçe kimse gerçek soruları sormuyor. Toplum birbirine kırdırılırken, düğmeye basanlar sessizce izliyor.

Bu sıradan bir öfke değil. Trafikte basit bir anlaşmazlığınbıçaklı bir kavgaya ölümcül bir şiddete dönüştüğü bir öfke. Herkes gücü yettiğine öfkeleniyor ve kendine kurban arıyor. Saygı nezaket gibi kelimeler kimse için bir şey ifade etmiyor. Herkes kaba, herkes saygısız. Her yerde karşımıza çıkıyor. Arada bir kibar insanlar görünce inanın gözlerim yaşarıyor. Hala varlar diyorum. Ama genel olarak insanlar kendini kaybetmiş bir halde. Kötü bir ruh tarafından sanki ele geçirilmiş gibi. Ve şimdi bu şiddet okullarımızın kapısına dayandı.

Hemen yer olayda cezaları artıralım asalım diyen “öfkeli kalabalığı” da anlıyorum ama bilim ve araştırmalar bunun çare değil bilakis yarayı daha da derinleştirdiğini söylüyor. Keşke cezaları artırmak gibi kolay bir çözüm olsaydı. Görüyoruz ki eline silah alıp insanları öldüren saldırgan bir de bakıyoruz son kurşunu da kendine sıkıp kendini öldürüyor.. Peki bu durumda kimi cezalandıracağız? Maraş’ta kendi okuluna saldırıp arkadaşlarını öldüren çocuk kendini de öldürdü.. Kimi cezalandıracağız? İnsanlarımız çocuklarımız neden bu hale geldi? Bu ölümcül şiddet sarmalı okullarımıza kadar nasıl indi? Çocuklarımızı nasıl kurtaracağız? Gelecekten nasıl emin olacağız? Ve aksi halde bu gidişin sonu nereye varır?

Cevap çok katmanlı. Bunun için cesaretli bir araştırmaya sorulara ve cevaplara, büyük bir yüzleşmeye ihtiyacımız var.. Biraz daha açıklayıcı olmak adına size 1962 yılında psikolog Robert E. Ulrich ve Nathan H. Azrin tarafından yapılan bir deneyden bahsetmek istiyorum. 1962 yılındaPsikologların yaptığı bu deneyde bir kafese iki fare koyuyorlar ve zemine de fareleri huzursuz eden bir elektrik veriyorlar. Elektriği hisseden ve gerilen fareler bir süre sonra birbirine saldırmaya başlıyorlar. Acının ve gerginliğin asıl kaynağını göremediklerinden/anlayamadıklarından birikmiş streslerini en yakınındaki diğer fareden çıkarıyorlar. Sizce bu durum sadece farelere mi özgü? Aslında bu durum insanlık tarihinin bir parçası. Yapılan deney insanlık tarihinde yaşanan olayları anlamak ve açıklamak üzere yapılmış bir deneydir. Yani asıl konu ve anlaşılmak istenen şey siyasi yöneticilerin tercihleriinsan ve toplumdur. Tarihe baktığımızda 19.yy Sanayi devriminde de benzer bir tablo yaşandığını görüyoruz. Çalışma şartları son derece zorlaşan ve ücretleri düşürülmeye çalışan işçiler haklarını aramak yerine, kendilerinden daha ücretle çalışmaya gelen göçmen işçilere saldırırlar. Sokaklar karışır ve fakat asıl sorumlular yani yöneticiler bu karmaşayı uzaktan izler. Mantık hep aynı. Gerçek sorunlarına odaklanamayan toplumlarda öfke her zaman içe doğru akar.

NEDEN BİRBİRİMİZİ KIRIYORUZ?

Trafikteki yol kesmeler bıçaklı kavgalar, ev sahibi kiracı kavgaları ve nihayet okullarımızın kapısına dayanan şiddet…Herkes bir barut fıçısı gibi. Peki neden bu öfkeyi asıl nedenlere değil de bizimle aynı zorluklar altında yaşayan, aynı enflasyon altında yaşam mücadelesi veren, aynı kirayı ödemeye çalışan, aynı faturaları ödemeye çalışan, aynı mahallede, aynı şehirde, aynı ülkede yaşayan insanlara kusuyoruz? Sosyolojide buna yatay şiddet deniyor. Otoriteye veya sisteme gücü yetmeyen birey öfkesini kendi komşusuna, kendi eşine veya herhangi birine yöneltir. Bugün Türkiye’de birbirine yabancılaştırılmış bir toplum görüyoruz. Özellikle siyasette. İktidar muhalefeti, özgür basını, kendisini eleştirenleri düşman gibi görüyor. Sürekli bir gerginlik sürekli bir tutuklama sürekli bir elektrik. Bu bir tesadüf değil. Toplumun içine düştüğü bu şiddet ve öfke sarmalının ve artık çocuklarımıza uzanmasının bir nedeni var. O yüzden bugün sadece şunu diyebilirim. Biriyle kavga etmeden önce dur, kimse senin düşmanın değil. Hepimiz aynı gerginliklerden belirsizliklerden etkilenen mağdurlarız.

PEKİ DÜĞMEYE KİM BASIYOR?

Biz fare değiliz! Başınızı kaldırın ve asıl nedenleri görün, öfkenin kaynağını sorgulayın. Topluma elektriği verip bizi ve çocuklarımızı bu hale sokanları düşünün. Çünkü yukarıda bir düğme var. Düğmeye bastıkça toplum geriliyor elektrikleniyor. Ekonomik zorluklar içinde içinde boğuşan insanlar sinirleniyor. Adaletsizlik hissi büyüyor. Kutuplaşma körükleniyor. Ve asıl tehlikeli olan şu, öfke yukarıya değil aşağıya doğru akıyor. Halk asıl sorumlulara değil birbirine patlıyor. Peki neden kimse bu düğmeye basanı konuşmuyor? Çünkü insanlar kavga ettikçe kimse gerçek soruları sormuyor. Toplum birbirine kırdırılırken, düğmeye basanlar sessizce izliyor. Son olarak şunu söyleyeyim; her şey siyasetle ilgilidir. “Siyaset yapma, bu siyasi değil ortak bir sorundur” diyenler en büyük siyaseti yapıyorlar. Dikkatli bakın.. Yukarıda düğmeye onlar basıyor olabilir…”