Kimliksizim, dilsizim, dünsüz ve yarınsızım… Bütün yüzlerimi, bütün sıfatlarımı soyunup geldim. Hem biraz benim, hem hiç kimseyim. Heybemde sadece kelimeler, cümlelerle oynaşan virgülleri geçip noktalarda soluklanmaya geldim. Zemheri ayazları yoklarken camları, pencerenizin önünde içtiğiniz çayınıza eşlik etmeye geldim. Yüklenip an’larımı parkalarınızın cebindeki bozukluklara yarenlik etmeye meylettim. Toparlanmaya lüzum yok, ruhunuzun tüm dağınıklığına, evinizin her haline tamam olmaya geldim.

Kayboldum…

Binlerce kez geçtiğim yollardan ilk kez geçiyor gibi, dünsüz adımlarım. Çevremdeki herkesi bin yıldır tanıyorken, el gibi her yüz… Hafızamı yitirmişçesine tanımsız duygularım. Kendime, kendimi hatırlatmak için geçmişe kaçıyorum. Karşıma ilk çıkan yaralarım oluyor. En çok ve en kolay yaptığımız şeydir yaralarımıza sarılmak, bir kez daha kanamayı göze alarak. Oysa, geçmişe bel bağlamak beyhude biliyorum.

Kayboldum…

Kitaplara tutunayım diyorum, her aldığım kitabı on sayfa okuyup bırakıyorum. Sonra şarkılara sarıyorum. “Yok, bu doğru şarkı değil”, “bu ezgi bu ana uygun değil”, “bunu dinleyecek duyguda değilim” diyerek onlarca şarkı atlıyorum. Televizyonun kumandasına dokunamıyorum, cehennemin anahtarından farksız benim için. Bir cinnet hali resmî geçidine bağlanıyor her tuş. Telefonumdaki isimlere sarılıyorum, karşıdan gelen sesi duyar duymaz gecikmiş bir vazgeçiş yaşıyorum, dostlara hasretlik çekmeme rağmen. Kelimelere dokunamıyorum, yazamıyorum. Tek kelime yazamıyorum. Hiçbir şey yazmak gelmiyor içimden.

Kayboldum…

Her arayışım varoluşumun kifayetsizliğine çarpıyor. Adımlarım düne karışmadan siliniyor. Cümlelerim bir türlü noktayla nihayetlenmiyor. Uçurum kenarlarına meylediyorum; düşeyim ve ben düşerken biri beni tutsun istiyorum, ıssızlığın ortasında olduğumu bile bile.

Kayboldum ve berbat dağınığım.

Umutsuzum demeye dilim varmıyor. O noktaya gelmekten korkuyorum.

Lütfen biri bana söylesin. Ne olacak bu memleketin hali? Biri çıksın ve geçecek, bu delilik bitecek desin. Biri çıksın karşıma, çıksın ve güzel günlerin geleceğine inandırsın beni. “Bu sondu, artık koynunda ekmek kokusuyla vurulmayacak çocuklar” desin. “Emin ol, artık analar karanfil kokusunda barış şarkıları fısıldayacak çocukların kulağına. Haramiler gidecek çünkü; zılgıtlarıyla, horonlarıyla halkın çocukları geliyor” desin. “Kimse kimsenin ikbaline kurban edilmeyecek, bir orta oyunuydu ve perde kapandı, bir karabasandı bitti” desin.

“Ekmek kadar aziz alın teri, su gibi helâl olacak özgürlük” desin. “Silahları gömdük dipsiz kuyulara ve artık kimse bombalanmıyor uykusunda elma kokusuyla. Hiçbir masum atılmıyor soğuk zindanlara, artık düşünceye pranga vurulmuyor” desin.

Lütfen biri beni inandırsın buna; “kadınlara, çocuklara uzanmayacak kirli eller; sokaklar, okullar yuva kadar güvenli olacak” desin. Belki inanırım. İnanırım derse biri; “zümrüt yeşili dağlarımızı, bereketli ovalarımızı, türkü akışlı nehirlerimizi kurtaracağız, kara yürekli simsarların ellerinden” diye. “Gerçeği kimse bir pula harcamayacak.” Bunu duymaya ihtiyacım var. Kendimi bulmam için, özgür ve güvenli bir ülkeye ihtiyacım var.

Dünü değil, bugünümü, yarınımı istiyorum. Topraktan sonraki cenneti değil, toprağın üstündeki cenneti istiyorum. Bu mümkün biliyorum.

Ben kim miyim? Yabancı değilim, halkım ben. Aynı göğe bakıp, aynı geleceği düşlüyoruz. Belki aynı dolmuşa binip aynı mekânın yan masalarında oturuyoruz. Sevinçlerimizden, umutlarımızdan, kaygılarımızdan ve yaralarımızdan aşinayız. Bir eksik, bir fazla… Ve aynı geminin yolcusuyuz.

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,

Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.

Değil mi ki, çiğnenmiş inancın en seçkini,

Değil mi ki, yoksullar mutluluktan habersiz,

Değil mi ki, ayaklar altında insan onuru,

O kız oğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,

Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,

Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,

Değil mi ki, korkudan dili bağlı sanatın,

Değil mi k,i çılgınlık sahip çıkmış düzene,

Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,

Değil mi ki, kötüler kadı olmuş Yemen' e

Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama

Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

William Shakespeare

Çeviri: Can Yücel