Geçen hafta Liseye Geçiş Sınavı (LGS) sonuçlarına göre illerin başarı sıralamaları açıklandı. Sakarya’nın listenin 24. sırasında olması bayram havasında karşılandı. Geçen yıllara nazaran elde edilen sıralamanın ne denli büyük bir başarı olduğunun altı çizilerek, Sakarya’nın eğitimdeki  “Büyük Sıçraması” yere göğe sığdırılamadı. Başarının mimarı olarak herkes birbirini kutladı, herkes diğerine  “aman efendim sizin eseriniz” diyerek tevazu gösterdi.

 Hâlbuki daha Eğitim-Öğretim yılı başında “nitelikli-niteliksiz okul” skandalını yaşamışken. Pek çok yüksek puanlı öğrencinin yerleşemediği okullara çok daha düşük puanlı öğrencilerin kayıt yaptırdığına tanık olmuşken. Bir sürü öğrencinin hiçbir okula yerleştirilemediği gerçeği orta yerde dururken, liseye geçişle ilgili bir başarı hikayesi üretebilmek gerçekten önemli bir başarıdır. 

Türkiye’nin eğitimdeki başarı sıralaması 76 OECD ülkesi arasında 40 - 50. sıralar arasında değişirken. Merkezi sistem sınavlarında doğru cevaplanan ortalama soru sayısı, sayısal derslerde 3-4, sözel derslerde 7-8 soru seviyelerinde gerçekleşirken, 1-2 soru daha fazla cevaplayarak, Şırnak’taki, Urfa’daki, çocukların önüne geçmek başarı mıdır? 

Türk Eğitim Sistemi başarıyı böyle ölçüyorsa, merkezi sınavlarda diğer illeri geçmek bu kadar önemli ise, sınavlarda çocuklara 1-2 soru da siz söyleyiverin, Trabzon’u da, Uşak’taki çocukları da geçelim “en başarılı” biz olalım…

                                        

Geçtiğimiz günlerde, bir lise dersliğindeki bir görüntü, ana akım medyada rağbet görmese de gerek internet medyası gerekse sosyal medyada oldukça ilgi gördü. Görüntüde sınıfta öğretmen ders işliyor ama öğrencilerin dersle ve öğretmenle ilgisi yok, herkes kendi havasında,  masaların üzerinde oturuyorlar, ellerinde telefonlar gülüşüyorlar, bağrışıyorlar. Daha fecisi ellerinde içecekler, birinin elinde elektronik sigara sınıfı dumana boğuyor. En fecisi de tüm bu kargaşanın içerisinde ders anlatmaya çalışan öğretmene laf atıyorlar, sataşıyorlar, öğretmeni aşağılıyorlar, onunla dalga geçiyorlar.

 Öğretmenin onların ilgisini çekmek, onları derse motive etmeye çalışmaktan başka yapabileceği bir şey yok. Muhtemelen öğretmen onları deneyip sonuç alamayınca çaresiz dersi kendi kendine işleme yolunu seçmiş, zira elinde öğrencilere karşı caydırıcı başka araç yok. Yıllar içerisinde bu duruma düşürülen öğretmen, yaralanmasına hatta ölümüne sebep olabilecek bir saldırıya maruz kalabileceği yönündeki haklı korkusu nedeni ile öğrencilere başka türlü de müdahale edemiyor. Bir eğitim kurumu çatısı altında yaşanması hasebiyle utanç verici, bir öğretmenin maruz kalması nedeniyle de korkunç görüntüler.

Sınıfta ders sırasında video çekiliyor olması, videonun medyada yayınlanıyor olması gibi son derece çirkin olumsuzlukları, ne yazık ki artık sıradan hale geldiği için bir kenara koyuyorum. Öğretmenlik mesleğinin itibarının hızla aşındırılması, öğretmenlerin eğitim fakültelerinde aldığı mesleki formasyonun yanlışlığı ve yetersizliği, gibi etmenleri de hesaba katmakla birlikte. Eğitim sistemimizin yetiştirdiği bireylere dikkatinizi çekmek istiyorum.

Etrafınıza bir bakın; 

Hafife almayı, saygısızlığı özgüven, 

Hadsizliği girişkenlik, 

Laubaliliği, yılışıklığı samimiyet, 

Arsızlığı sempatiklik, 

Kabalığı, öfkeliliği ciddiyet ya da karizma zanneden,  hiç bir değer yargısına önem vermeyen, özensiz, amaçsız, hedefsiz, ciddiyetsiz gençler göreceksiniz. Bu gençler bireyciler, çıkarcılar, öfkeliler ve kendilerinden başka hiçbir şeyi önemsemiyorlar. 

Bu gençler elbette kendiliğinden bu hale gelmediler. Elbette toplumumuzda genel olarak artan şiddet sarmalının, her gün onlarca kaynaktan körüklenen kör milliyetçiliğin; holiganlığın, mafyalaşmanın, nobranlığın, kabalığın ve maçoluğun pek çok dizi ve film ya da başka yollarla meşru, sempatik, pozitif gösterilmesinin bunda payı var. Elbette kadınlara, çocuklara ya da daha zayıflara gösterilen kötü muamelenin, her ne kadar toplum tarafından ayıplanıyor görüntüsü olsa da, yapanın yanına kalıyor olmasının bu davranışların genelleşmesinde etkisi var. Ancak yeni neslin sadece ailelerinden ya da toplumdan kaynaklı böyle yetiştiğini düşünmek de toplumumuza haksızlık etmek olur. 

15-20 yaşları arasındaki bu gençler, tüm diğer etkenlerin yanı sıra hiç kuşkunuz olmasın 4+4+4 olarak bilinen eğitim sisteminin, özellikle “piyasa koşullarına uygun bireyler yetiştirmek” hedefi nedeniyle ortaya çıkan en somut sonuçlarıdır. 

Unutmayınız; Eğitim (iki nokta üst üste): Kasıtlı olarak istendik yönde davranış değiştirme sürecidir.

                                        

Sınavlarda alınan sonuçlara göre başarı değerlendirmek ne derece doğrudur? Toplumsal ve evrensel değerleri önemsemeyen, kendisinden başkasını düşünmeyen, bireyci, çıkarcı bireyler yetiştirdikten sonra merkezi sistem sınavlarında daha çok soru çözmek, daha fazla matematik, daha fazla fizik bilmek başarı mıdır? 

Hastasının organını çalan doktorlar, malzemeden çalan mühendisler, vergi kaçıran muhasebeciler, tartıda hile yapan esnaflar, hukuku güçlünün silahı yapan, cüppesinde ilik düğme arayan hukukçular yetiştirdiğinizde, eğitim sisteminiz başarıya ulaşmış sayılır mı?

Hâsılıkelâm; Türk Milli Eğitim Sisteminin genel hedefleri arasında yer alan, “piyasa koşullarına uygun bireyler yetiştirmek” ifadesi mutlaka metinden çıkarılmalıdır. 

Ders geçme mevzuatı ve öğrenci davranışlarını değerlendirme mevzuatı öğretmenlerin lehine, 3308 sayılı çıraklık kanunun ilgili maddeleri, meslek lisesi öğrencilerine ilişkin ücretsiz staj, çalışan sayısı gözetmeyen iş yeri stajı vb. mevzuat öğrencilerin lehine değiştirilmelidir.

Ezberci, tek tipçi, elemeye, yarışmaya ve merkezi sistem sınav başarısına dayalı müfredat; evrensel ilkelere, toplumsal değerlere uygun, bilimsel bir müfredatla değiştirilmelidir.

Tüm bu değişiklikler, masa başında değil, öğretmenlerin, öğrencilerin, velilerin, akademisyenlerin görüşlerini alarak değil, bizzat onların temsilcilerinin yer aldığı çalıştaylarla yapılmalıdır.