ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta...

Üniversiteyi bitirmemde iki arkadaşımın önemli katkısı oldu.
Biri Adapazarı’nda, Mehmet Yıldırım.
Tanıyanı çoktur ve bilirler ki yaşamı tam filmlik bir öykü.
O filmi falan takmıyor, eskiden olduğu gibi mütevazı biçimde yaşamını sürdürüyor.
Zaman zaman düşünürüm, aynı şeyleri yaşasam ayakta kalabilir miydim diye…
Yanıtım elbette olumsuz, savrulur giderdim.
Üniversite yaşamımda ikinci önemli isim, İdris Lütfü Melek’ti…
Sorgusuz sualsiz evini kullandığım, parasız kaldığımda ilk ulaştığım insan.
Dahası okul bitmeden evlendiğim için, düğün sonrası sınav için eşimle gittiğim İzmir’de evini balayı suiti yaptığım insan. Ve İdris gibi beni de kardeşi gibi gören rahmetli Ömür ağabeyi unutmam da mümkün değil elbette. Adapazarı’nda, Çark Caddesi’nde bir Başak Apartmanı’ndan söz ederdi hep, öyle bir apartman var mıydı hiç öğrenemedim. Ama kızımın ikinci adının Başak olmasında etkisi çok büyüktü.
Neyse İdris Lütfü Melek ile 2009 yılında hala nedenini hatırlamadığım bir nedenle küsüştük. Hatırladığım tek şey çok alkollüydüm, bir şeyler konuştuk ve telefonu kapadık. Ertesi gün uyandığımda huzursuz olduğumu hatırlıyorum. Doğrudan arayıp ‘akşam sana ne söyledim’ de diyemiyorum. Neyse aradan bir gün geçti, ertesi günü bir bahaneyle aradım. Merhaba dediğimde aldığım yanıt, ’Niye aradın’ oldu. Peki dedim ve çaresizce telefonu kapadım. Kırdığım pot öyle böyle küçük değildi demek ki.
Üstelik İdris o dönem Çamlıhemşin Belediye Başkanlığına bağımsız adaydı. ‘Niçin aradın’ dediği günlerde seçim çalışmaları için Rize’de buluşmayı planlıyorduk. Ben gidemedim doğal olarak, o seçimi kazandı, hatırladığım kadarıyla ülke genelindeki tek sosyalist belediye başkanıydı.
Dargınlığımız 16 yıl sürdü, 15 yıl da diyebiliriz. Dargındık ama birbirimizi hep gizliden takip ettik, özledik. Geçen yıldı, kalbi tekledi. Mesaj attım, uzun süre yanıt gelmedi, birkaç ay sonra “Tuncer çok özür dilerim yeni gördüm, çok teşekkür ederim” diye bir mesaj aldım, bir iki satır yazıştık, sonra yine uzun bir ara…
…Ve geçen günlerde bir telefon. Açtım, ‘Buyur İdris’ dedim, telefonum sende kayıtlı mı diye sordu. Eşimin ölümünü yeni öğrenmiş. Uzun uzun konuştuk, Rize’ye geçmeden ziyarete gelmeye söz bile verdi.
Dargınlık konusuna gelince, ‘Ben hala hatırlamıyorum sana ne söylediğimi’ dedim, o da ‘Anladığım kadarıyla bana da birileri yanlış şeyler söyledi’ türünden ifadeler kullandı. Sonuçta birbirimizi özlediğimizi itiraf ettik.
Tüm bunları neden anlattığıma gelince, bugün şairin başka bir şiirini gördüğümde o günlere gittim. Henüz iletişimin bu kadar kolay olmadığı günlerdi, uzun süre görüşmemiştik, bir gün SMS mesajı almıştım ondan. Hal hatır sorduktan sonra şu şiiri eklemişti:
"hoş geldin
hoş geldin!
kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun...
hoş geldin!
ayrılık uzun sürdü.
özledik.
gözledik...
hoş geldin!
biz
bıraktığın gibiyiz.
hoş geldin
yerin hazır
hoş geldin.
dinleyip diyecek çok.
fakat uzun söze vaktimiz yok
yürüyelim.....
Dostu düşmandan ayırmakta ustalaşmak gerekiyor gerçekten bu günlerde…
Çok sevdiğim iki dostumu da sevgi, saygı ve dostlukla kucaklıyorum.
