Gençlik sadece yaşamak istiyor: Emeğin söz sahibi olduğu, sevinçlerin ve hakların eşit paylaşıldığı bir dünya!

Sokak röportajlarında, kahvehanelerde ve memleketin dört bir yanından yükselen basit bir ses gibi görünse de bu sözü, çalıştığım yerde orta yaşlarında bir beyden duyduğumda bir an duraksadım:

“Aferin kardeşim, bak diğerleri sokaklarda sürtüyor. Sen ne güzel çalışıyorsun. İş beğenmezler, iş yok derler; bir telefona binlerce TL verirler!”

Bu cümleyle birlikte bu soruyu bir de kendime sordum. Ne istiyorduk ben ve akranlarım? Çalıştığım yerde bulunmamın sebebi neydi? Tek izin günümde dolaştığım sokaklarda, bana bakıp bu sözleri sarf edenler var mıydı?

Penceremden baktım. Bir şeyler uğruna mücadele vermek oldukça güzeldi. Ama gerçek şuydu: Çalıştığım bir saat, bir paket sigara ediyordu. Sunduğum tabak, iki saatim… Milyonluk araçlarıyla akranlarım kapanış saatinde gelip lümpen tavırlarla benden hizmet beklediğinde, beni tabiri caizse köle gibi gördüklerinde bu ağrıma gidiyordu.

Ama gördüğüm tek şey bu değildi. Vardiyadan dönen, üstü tozlu; ter kokusunu mesafesiyle saklamaya çalışan ve “Lütfen paket olsun” diyerek rahatsızlık vermek istemeyen genç arkadaşlar da vardı. Emek cüzdandaydı. Biri buruşuk paraları çıkarıp eliyle düzleyerek uzatırken, diğeri “Alo baba, bu kartın şifresi neydi?” diyerek ödüyordu hesabını.

Bu dünyanın hesabı, aynı sınıfta ders gören insanların aynı tastan çorba içmesiyle ödenecekti.

Evet, tam olarak bunu istiyoruz:

Hayallerine hatta ihtiyaçlarına anadan doğma kavuşan insanlarla aynı fırsatlara sahip olmak istiyoruz.

Sadece yaşamak istiyoruz anlayacağınız.

Sevmek, sevilmek ve emeğin söz sahibi olduğu bir dünya istiyoruz.

Sunduğumuz tabağın, ürettiğimiz metanın patronun oğlunu zengin ederken bizi ona köle etmesini reddediyoruz!

Bizi sadece izin günlerimizde gülerken görüp bundan rahatsız olmanızı istemiyoruz. Biz, emeğin değerli olduğu bir dünyada her gün gülmek ve sizi daha çok rahatsız etmek istiyoruz!

Yaşamaksa yaşamak, ölmekse ölmek olsun; bir patronun ve bir çöpçünün evladı için…

İnsanın zenginliği, milyonluk aracında kırmızı ışıkta bir çocuğun camını tıklatmasıyla biter. İsteğimiz burjuvanın lütfu değildir. Bu yazdıklarım bir ağıt değil; bu yükselen ses, isyandır!

İster doğanın deyin ister Tanrı’nın lütufları; “hepimizin” olana dek sürecek kavgamız…

Aynı sınıftan çıktığımız akranlarımızla kardeşçe aynı ekmeği bölüşene dek, zulüm bitene, özgürlüğe kavuşana dek!

Nazım’ın deyimiyle:

‘’Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,

Ve bir orman gibi kardeşçesine…’’

Yaşamak istiyoruz!

Hatip AYDIN

*Medyayazar’da yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.