AKP iktidarının yıllardır sürdürdüğü sosyal politika tercihleri, bakım hizmetlerini kamusal bir hak olarak örgütlemek yerine kadınların omzuna yüklemeyi sürdürüyor. “Komşu annelik” uygulaması da bu yaklaşımın en güncel adımlarından biri. Sene başında gündeme gelen daha sonra üzerinde durulmayan proje, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın pilot illerde eğitimlere başlandığını açıklanmasıyla yeniden dikkat çekti.
Çocuk bakımını kurumsal, kamusal ve güvenceli çözümlerle desteklemek yerine kadınların ‘doğal’ bakım emeğine yaslayan bu model, hem kadın emeğini görünmez kılıyor hem de güvencesiz ve esnek bir istihdam biçimi yaratıyor.
Projeye ilişkin birçok soru işareti bulunurken kamusal hizmetlerin kamudan alınarak kadın emeği üzerinden ucuza “ikame edilmesi” hedefleniyor. Böylece bir yandan kadınların toplumsal cinsiyet rolleri yeniden üretilirken, diğer yandan güvencesiz çalışma biçimleri meşrulaştırılıyor. Komşu Anne uygulaması, sosyal hakların parçalanmasının ve piyasalaştırılmasının yeni bir yüzü olarak, sosyal devletin giderek silinişine işaret ediyor.
Ne sosyal güvenceye, ne iş güvencesine, ne de mesleki standartlara dayanan bu sistem bakım emeğini ucuz, esnek ve kolayca vazgeçilebilir bir iş olarak konumlandırıyor. Aynı zamanda da kayıtdışılık riski taşıyor.
Halihazırda Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı düşük ve mevcut istihdamın önemli bir kısmı kayıt dışı gerçekleşiyor. Çalışma çağındaki 33,5 milyon kadının sadece 6,6 milyonu kayıtlı ve tam zamanlı istidamda yer alıyor.
BAKIM AÇIĞI GÖRÜNMÜYOR
Kadın emeği üzerine çalışan feminist akademisyen Prof. Dr. Çağla Ünlütürk, devletin çocuk bakımına yönelik politikalarını değerlendirerek, “Bakımın kadın istihdamı önünde bir temel engel olduğu ve çocuk refahı içinde temel bir gereklilik olduğu tüm kamusal kurumsal belgeler de dile getiriliyor. Ama bu konuda bir türlü yeterli adım atılmıyor. Çok ciddi düzeyde bir kurumsal bakım ihtiyacımız olduğu açık” dedi.
Ünlütürk, geçmişte ‘büyükanne maaşı’ gibi uygulamaların da denenip kısa sürede rafa kaldırıldığını hatırlatarak, bu uygulamanın da mevcut haliyle kalıcı olmayabileceğini ifade etti. Uygulamanın ayrıntılarına ilişkin kamuoyunun aydınlatılması gerektiğine dikkat çekti.
Kadınların bakım emeğinin hâlen annelik rolleri üzerinden tanımlanmasına tepki gösteren Ünlütürk, “Çocuk bakımı çok temel ve çok zorlu bir iş. Ama annelik görevinin bir uzantısı olarak görülmesi, bunun gerçek bir iş olarak görülmesini engelliyor. Ücretlendirilmesinden özlük haklarına kadar temel haklardan uzaklaşmasını yeniden üretiliyor” diye konuştu.
Ünlütürk, bu bakış açısının değişmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Bu bakış, bakımı aileye, ailede kadınlara özgülemekte ve eve hapsetmektedir. Çocuk bakımının annelik rolünün uzantısı olarak görülmekten çıkarılıp profesyonel bir meslek olduğu kabul edilmeli. Hem çocuk açısından çok profesyonel ve itinayla verilmesi gereken bir hizmet hem de istihdam edilen açısından son derece önemli. Bakım hizmetlerinin ailevileştirilmesinden vazgeçilerek sosyalleştirilmesini amaçlayan kamusal yatırımlar iki yönlü olumlu etki yaratacaktır: Birincisi insan onuruna yakışır işlerde kadın istihdamının artmasını sağlayan etki. İkincisi de bakım hizmetlerine ihtiyaç duyan tüm yurttaşların refahını artırıcı etki. Bilimsel araştırmalar bu iki etkiyi de somut biçimde ortaya koymaktadır.”
Projede bakım veren işçilerinin haklarına da dikkat çeken Ünlütürk, “Kişilerin sigortaları olacak mı? Yıllık izinleri olacak mı? Hastalık, doğum izinleri olacak mı? Nasıl ücretlendirilecekler? Ve bütün bunların güvencesi kim olacak? Komşu anne uygulamasındaki bakım emekçisinin sahip olduğu, örgütlenme dahil tüm haklara sahip biçimde istihdam edilmesi çok önemli” dedi.
***
ÖRNEK MODELLERDEN UZAK PROJE
Bakanlık ve UNICEF iş birliğinde “Nitelikli Çocuk Bakıcıları Aracılığıyla Ev Temelli Çocuk Bakım Hizmet Modeli Geliştirme Projesi” diğer adıyla “Komşu Anne” hizmeti çalışmaları başlatıldı. Uluslararası uygulamalarda “Childminding” olarak adlandırılan ve Türkçeye “Komşu Anne Uygulaması” olarak çevrilen bakım modelinde birden fazla çocuğun bakımının bakıcının kendi ev ortamında sağlanması hedefleniyor. Ancak örnek gösterilen uygulamalar ve Türkiye’de hayata geçirilenler arasında büyük farklar olduğunu belirten Ünlütürk, Avrupa ve Latin Amerika’daki farklı modelleri örnek gösterdi:
“İskandinav uygulamalarında bakıcıların yerel yönetimler tarafından tam zamanlı, güvenceli biçimde istihdam edildiğini görüyoruz. Yani bir çeşit belediye çalışanı gibi istihdam ediliyorlar. Dolayısıyla sorumluluğu da aslında yerel yönetimler alıyor” dedi. Berlin’deki uygulamanın göçmen entegrasyonuna yönelik bir model olduğuna, Latin Amerika’da ise daha çok gönüllülüğe dayalı biçimde sivil toplum eliyle yürütüldüğüne dikkat çekti.
***
SORULAR MECLİS GÜNDEMİNDE
CHP Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, tartışmalı projeye ilişkin soru işaretlerini Meclis gündemine taşıdı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Karaca, projenin yoksul ailelere “gelir kapısı” olarak sunulsa da ciddi riskler içerdiğine dikkat çekti. Karaca, “Bu projeyle yoksulluğun derinleşmesi, başta yoksul kadın ve çocuklar olmak üzere kırılgan grupların yardıma bağımlı hale gelmesi ve çocukların devredilen yoksullukla karşı karşıya bırakılması söz konusu olabilir. Lütuf temelli sosyal politikalar hız kazanırken, toplumsal cinsiyet eşitliği göz ardı edilmektedir. Denetimsiz uygulamalar, çocuğun üstün yararı ilkesi açısından da büyük sakıncalar barındırmaktadır. Bu nedenle projenin çok boyutlu olarak ele alınarak yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir” dedi.
Karaca, Göktaş’a şu soruları yöneltti:
• Kaç yaşındaki çocukları içerecektir?
• Uygulamaya ayrılan bütçe ne kadardır?
• Bireysel inisiyatife indirgenen Komşu Annelik Modeli uygulamasında kamusal denetim mekanizması var mıdır?
• Bu sertifikaların güvenilirliği ve geçerliliği nasıl garanti edilecektir?
• Özel alan niteliğindeki evlerin müfettiş tarafından denetimine ilişkin bir düzenleme yapılmış mıdır?
• Denetim sorumluluğu kime ait olacak, yaşanacak bir olayda; bakım hizmeti sunan mı, yoksa Bakanlık mı şeffaf bir sorumluluk üstlenecektir?