Türkiye askerî harcamalarda dünya 22'ncisi Türkiye askerî harcamalarda dünya 22'ncisi

Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye'de kolluk görevlilerinin deprem bölgesinde işkence ve kötü muamelede bulunduğu iddialarına ilişkin ortak raporunu kamuoyu ile paylaştı. İki insan hakları örgütünün tespitlerine göre yıkıma uğrayan bölgeyi denetlemek üzere gönderilen kolluk görevlileri, hırsızlık ve yağma olaylarına karıştıklarından şüphe edilen kişilere işkence veya kötü muamele yaptı. İşkenceye uğrayan bir kişinin de gözaltında hayatını kaybettiği belirtildi. Raporda bazı vakalarda ise kolluk güçlerinin suç işledikleri iddia edilen kişilere yönelik saldırıları önlemeye çalışmadığı da kayıtlara geçti.

Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, sonuçlarını açıkladığı rapor için, bölgede görevlendirilen polis, jandarma ve askerlerin faili olduğu iddia edilen 13 işkence ve kötü muamele vakasına ilişkin 34 kişiyle görüşmeler yaptı. Her iki örgüt ayrıca kimi vakalarda mevcut video görüntülerin de incelendiğini, araştırmacıların, güvenlik güçleri tarafından işkence edilen başka kişiler hakkındaki tanıklıkları da dinleyip fiziksel şiddet içeren videoları değerlendirdigini, ancak bu olayları tümüyle doğrulayamadığını vurguladı. Görüşülenler arasında işkence ve kötü muameleye maruz bırakılan 12 kişi ile jandarmaların başlarına silah dayayarak tehdit ettiği iki kişi, tanıklar ve avukatlar olduğunu belirtildi.

Belgelenen dört vakada da yardım çalışmalarında yer alan sivillerin de şiddet olaylarına katıldığı, ancak rapor hazırlanırken bunlardan çok kamu görevlilerinin sorumlu olduğu işkence vakalarına odaklanıldığı kaydedildi.

Üç vaka dışında tüm işkence ve kötü muamele olaylarının Hatay'ın Antakya ilçesinde meydana geldiği, dört vakada da mağdurların Suriyeli sığınmacılar olduğu saptandığı belirtildi. Sığınmacılara yönelik saldırılarda yabancı düşmanlığı temelli ek saiklerin belirleyici rol oynadığı da tespit edildi. 

Yağma ve hırsızlık iddiaları

Raporu hazırlayan hak kuruluşları, söz konusu olaylar, büyük bir afet sırasında kolluk görevlilerini ciddi bir güvenlik sorunuyla karşı karşıya bırakmış olsa da uluslararası hukuk ve Türkiye'nin kendi mevzuatları gereği, koşullardan bağımsız olarak şüphelilere işkence ve kötü muamele yapılmasını engellemekle yükümlü olduğunu hatırlattı.  

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson, "Polis, jandarma ve askeri personellerin, suç işlediğinden şüphelendikleri kişileri uzun süreli fiziksel şiddete maruz bıraktığına, keyfi ve gayri resmi olarak alıkoyduğuna ilişkin güvenilir bildirimler, Türkiye'nin deprem bölgesindeki kolluk uygulamalarının şoke edici bir göstergesidir. Kolluk görevlileri, doğal afet kapsamında ilan edilen olağanüstü hali cezadan muaf şekilde işkence ve kötü muamele yapma ve hatta öldürme serbestliği gibi görüyor" eleştirisini getirdi.

Raporda yer alan bilgilere göre görüşülen mağdurlardan biri, bir jandarma görevlisinin kendisini tehdit ettiğini aktarırken "OHAL var, seni öldüreceğiz, seni öldürüp enkaz altına atacağız" dediğini anlattı. Görüşülen mağdurlardan Suriyeli bir erkek de yüzüne yumruk atan bir memuru şikayet ettiği üst rütbeli bir askerin kendisine "OHAL var burada. O sizi öldürse bile kimseye hesap vermek zorunda değil. Kimse ona bir şey diyemez" sözleriyle cevap verdiğini söyledi.

İçişleri ve Adalet Bakanlığı: Vakalar olgusal temelden yoksun iddialar

Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, yaptıkları araştırmanın sonuçlarını paylaşmak ve iddialara yönelik bilgi talep etmek üzere Türkiye İçişleri ve Adalet Bakanlığı'na başvurduklarını, aldıkları cevapta ise "Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin işkenceye sıfır tolerans gösterdiği ifadesinin ve yöneltilen suçlamaların da olgusal temelden yoksun belirsiz iddialar olduğu" değerlendirmesinin yer aldığını belirtti. 

Rapor için görüşülen kişilerin çoğu, depremde yıkılan binalardaki arama-kurtarma çalışmalarına katıldıkları sırada ya da Antakya'nın çeşitli mahallelerinden geçerken polis, jandarma veya asker grupları tarafından alıkoyulduklarını ifade etti. İncelenen olayların çoğunda, mağdurlar hakkında resmi gözaltı işlemi yapılmadıysa da doğrudan fiziksel şiddete maruz bırakıldıkları saptandı. Kimi mağdurlar dizlerinin üzerine çökmeye veya yere yatmaya zorlandıklarını aktarırken bazıları da elleri kelepçelenmiş halde uzun süre tekme, tokat ve küfürlere maruz bırakıldığını anlattı.

"Evim yıkılmış, üzerine polis beni dövüyor"

Raporda anlatımlarına yer verilen mağdurlardan birinin, "Evim yıkılmış, çadırda kalıyoruz, üzerine polis beni dövüyor, kafama silah çekiyor ya. Sanki burası vahşi Batıymış gibi davrandılar" dediği görüldü. İşkence gördüğünü belirten 19 yaşındaki bir kişi de "Zaman algımı tümüyle yitirdim, olay bir saat, yarım saat ya da iki saat sürmüş gibi geldi. Önce üç kişiydiler, sonra daha büyük bir polis grubu geldi ve tekme yumruk dayağa katıldılar" diye başına gelenleri anlattı.

İncelenen 13 vakadan sadece altısında mağdurlar veya aileleri, gördükleri şiddetten ötürü şikayetçi oldu. Kendisine ve erkek kardeşine, jandarma tarafından alıkonuldukları sırada belirli aralıklarla, uzun süreli işkence yapıldığını ve erkek kardeşinin yere yığılarak gözaltında öldüğünü bildiren Sabri Güreşçi şikayetçi olanlardan biri.

Diğer yedi vakada mağdurlar, misillemeden korktukları ve adil bir sonuca ulaşamayacakları endişesiyle şikayette bulunmayacaklarını ifade etti. Bazıları ise aile üyeleri ve arkadaşlarının depremde ölmesinin ve hayatlarının bir anda alt üst olmasının, polis veya jandarma eliyle maruz kaldıkları fiziksel şiddeti gölgede bıraktığını anlattı.